|
kutup birimi
-
Özdeş bir mıknatıssal ucaydan boşlukta 1 cm. uzağa konulunca 1 din'lik kuvvetle itilen mıknatıssal ucay.
-
Özdeş bir mıknatıssal ucaydan boşlukta 1 cm. uzağa konulunca 1 din'lik kuvvetle itilen mıknatıssal ucay.
-
Unit pole
-
Einheitspole
-
Pôle unitaire
-
Yer yuvarlağının, Ekvator'dan en uzak olan yer ekseninin geçtiği varsayılan iki noktasından her biri
Örnek:
Kutuplara gitmeği bile çok düşündüm. P. Safa
-
Birbiriyle karşıt olan şeylerden her biri
-
Gök küresinin, dolayında döndüğü varsayılan eksenin iki ucundan her biri.
-
Elektrik akımını oluşturan gerilim ayrılığının en yüksek dereceyi bulduğu iki noktadan her biri.
-
Bir mıknatıs demirinin iki ucundan her biri.
-
Bir konuda yüksek bilgisi ve yetkisi olan kimse
-
Bir gökcisminin, gökküresinin, bir yıldızlar topluluğunu içine alan bir dizgenin dönme ekseninin bu cismi, küreyi ya da dizgeyi deldiği iki noktadan her biri.
-
Bk. eksenucu
-
Bk. ucay
-
Bk. karşıtuç
-
Bk. uç
-
Polar. pole.
-
Pole. terminal. polar.
-
Axle. an authority.
-
pole
-
pôle
-
Bir kümenin her elemanı.
-
Bir çokluğu oluşturan varlıkların her biri, ünite.
-
Bir niceliği ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen değişmez parça, vahit.
-
Herhangi bir kuruluştaki alt bölümlerden her biri.
-
Dilin, oluşturduğu yapı içinde, belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğu bağıntılarla tanımlanan ayrı nitelikli öge, ünite.
-
Bir doğabilimsel niceliğin ölçümü için o nicelik cinsinden seçilen ve 1 değerinde sayılan büyüklük.
-
Bir ölçme ölçünü olarak benimsenen nicelik ya da boy.
-
Bir tanem, sevdiğim, biriciğim.
-
Unit, measuring unit
-
Unit. monad.
-
Denomination. unit.
-
Volume. module. unit. point.
-
unit
-
module
-
Einheit, Niasseinheit
-
Einheit
-
Unité (de mesure)
-
unité
-
1- Bir mıknatısın, mıknatıslığının toplandığı uçların her biri. 2- Bir elektriksel gözenin üşeklerinin, yani dışa erke veren uçlarımın her biri.
-
1- Bir mıknatısın, mıknatıslığının toplandığı uçların her biri. 2- Bir elektriksel gözenin üşeklerinin, yani dışa erke veren uçlarımın her biri.
-
pole
-
Pol
-
pôle
yer
(nedir ne demek)
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
Bk. bölge
-
location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
-
Önce, evvel (Eski Kullanım)
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|