|
kurum denetimi
-
Bir eğitim örgütünün ya da bir eğitim-öğretim kurumunun belli bir bölümü ya da yönü yerine, onun özdeksel durum ve olanakları ile her türlü eğitim ve öğretim etkinliklerini, yönetim ve büro işlerini, görevlilerin çalışmalarını tümüyle incelemek ve değerlendirmek için yapılan denetim.
-
General inspection
-
Ocak bacalarında biriken veya çevrede savrulan kalın is
Örnek:
Vapur dumanı ve baca kurumuyla kapkara olan saçlarımla yastığı kirletmek istemiyordum. Halikarnas Balıkçısı
-
Kuruluş, müessese, tesis.
-
Evlilik, aile, ortaklık, mülkiyet gibi insanlar tarafından oluşturulan şey, müessese.
-
Kendini büyük ve önemli gösterme davranışı, büyüklenme, gösteriş, azamet, tekebbür
-
Belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulan özel veya kamu örgütü.
-
Odun veya reçineli maddelerin tam olmayan yanmasından elde edilen, yağımsı maddeler içeren karbon siyahı
-
Belirli düşüncelerin, davranış kalıplarının, bireyler arasındaki ilişkilerin ve karşılıklı görevlerin oluşturduğu, kökü birtakım törelere dayalı toplumsal örgenleşme (örneğin: din, aile vb.).
-
Foundation. establishment. corporation. institution. institute. airs. vanity. pose. conceit. haughtiness. shop. smut. soot. swagger.
-
Arrogance. association. conceit. corporation. establishment. institute. institution. smut. society. soot. pose. self-importance.
-
Association. corporation. foundation. soot. institution. enterprise. establishment. fellowship. incorporated body. organization. party. society.
-
Institution
-
establishment
-
soot
-
Ru
-
Institution
-
suie
-
Denetleme
Örnek:
Din ve ahlak eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Anayasa
-
Denetlik yardımıyla görüntünün ya da sesin niteliğini izleme işi.
-
Bk. denetleme
-
Eğitim ve öğretim çalışmalarının yürürlükteki yasa, tüzük, yönetmelik ve genelgelere göre yapılıp yapılmadığının incelenmesi, yoklanması ve soruşturulması işi.
-
[İng.monitoring
-
Control. check. test. audit. review. superintendence. governance. discipline.
-
Charge. check. control. inspection. supervision. audit. censure. censorship.
-
Supervision. check. inspection. auditing. control. audit.
-
inspection
-
Auditing, control
-
control
-
Kontroll, Betriebsaufsicht, Überwachung
-
contrôle
-
Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi.
-
Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan
Örnek:
Genel bir sıralama yapmak gerekirse, denebilir ki, dünyada en iyisi mutlu, dengeli bir evliliktir. H. Taner
-
Yetkisi ve sorumluluğu çok olan.
-
Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).
-
Bir genelleme sonucunda elde edilen.
-
Cinsle, türle ilgili olan; bir türün, bir cinsin bütün nesnelerini içinde toplayan; bir nesne sınıfının bütün nesnelerini toplayan.
-
Azlık, çokluk ya da bütünlüğü belirlemeden bir sınıfta birçok bireylere (ya da her biri bölünmez bir bütün kuran bir çok öbeklere) uygun düşen.
-
Bir sınıfın bireylerinin büyük bir bölümüne uygun düşen. "Genellikle", "genel olarak" deyimleri günlük dilde de bu anlamda kullanılır. Genellikle dendiğinde kuraldışına yer var demektir. Bu anlamda genel hem tümele hem kuraldışına karşıttır.
-
Bk. evrensel
-
General. public. broad. common. collective. across-the-board. blanket. catholic. exoteric. generic. grand. liberal. overhead. plenary. prevailing. prevalent. running. sweeping. widespread.
-
Abstract. broad. common. current. general. generic. grand. popular. prevalent. public. rife. running. sweeping. universal.
-
General. global. public. broad / adj ,. catholic. common. overall. pandemic. sweeping. universal.
-
general
-
général
-
generalis
ocak(nedir ne demek)
-
Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer
Örnek:
Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar. Halikarnas Balıkçısı
-
Şömine
Örnek:
Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet
Örnek:
Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak. H. Taner
-
Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer
Örnek:
Konuşmalar iyice kızışmaya başladığı vakit kahve ocağının önünde görünür. S. Birsel
-
Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer.
-
Bahçelerde ve bostanlarda her tür meyve ve sebze ekimine ayrılmış, çevresinden biraz yükseltilmiş toprak parçası
Örnek:
Mustafa, arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu. S. F. Abasıyanık
-
Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer
Örnek:
Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi. F. R. Atay
-
Ev, aile, soy
Örnek:
Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı. A. Gündüz
-
Bir takımyıldızın adı.
-
Çeşitli mineral, kömür ya da cevherlerin yerkabuğundan çıkartıldığı üretim yeri.
-
Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma gibi amaçlarla Kullanılan yer.
-
Ev, aile, soy.
-
Jan. january. stove. oven. fireplace. cooker. fire. furnace. range. grate. hearth. seedbed.
-
Cooker. fender. fireplace. furnace. hearth. kiln. stove. oven. stone quarry. minejanuary. january.
-
Cookstone. range. kiln. blast furnace. forge. quarry. mine. den. meeting place. association. society. organization. family. household. oven. crucible. cookhouse. incinerator. pit. chimney. chimey casing. retort. uptake. hole. coal pit. coal mine. residenc.
-
Fornax, For, Fornacis
-
Seedbed, seed plot
-
Specialist healer
-
Fourneau, Fourneau Chimique
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|