|
kurum binası
-
institution
-
Ocak bacalarında biriken veya çevrede savrulan kalın is
Örnek:
Vapur dumanı ve baca kurumuyla kapkara olan saçlarımla yastığı kirletmek istemiyordum. Halikarnas Balıkçısı
-
Kuruluş, müessese, tesis.
-
Evlilik, aile, ortaklık, mülkiyet gibi insanlar tarafından oluşturulan şey, müessese.
-
Kendini büyük ve önemli gösterme davranışı, büyüklenme, gösteriş, azamet, tekebbür
-
Belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulan özel veya kamu örgütü.
-
Odun veya reçineli maddelerin tam olmayan yanmasından elde edilen, yağımsı maddeler içeren karbon siyahıİng.: soot Fr.: suie Alm.: Ru
-
Belirli düşüncelerin, davranış kalıplarının, bireyler arasındaki ilişkilerin ve karşılıklı görevlerin oluşturduğu, kökü birtakım törelere dayalı toplumsal örgenleşme (örneğin: din, aile vb.).
-
Foundation. establishment. corporation. institution. institute. airs. vanity. pose. conceit. haughtiness. shop. smut. soot. swagger.
-
Arrogance. association. conceit. corporation. establishment. institute. institution. smut. society. soot. pose. self-importance.
-
Association. corporation. foundation. soot. institution. enterprise. establishment. fellowship. incorporated body. organization. party. society.
-
Institution
-
establishment
-
Institution
-
Yapı
Örnek:
Yalı, çok pencereli, iki katlı, yayvan bir binadır. B. Felek
-
Arapça fiil çatısını konu edinen bilim ve kitap.
-
Çatı.
-
yapı.
-
Building. structure.
-
Construction. door. edifice. erection. structure. building.
-
Building. edifice. structure. construction. fabric. facilities. mansions.
-
Yerleşmiş gelenek veya kanun
-
Devamlı olan şey
-
Kuruluş, müessese, tesis
-
Tımarhane, hapishane.
-
Kurum, dernek, kuruluş, tesis, kurum binası, tımarhane, hapishane, yerleşmiş uygulama, tanınan kimse, kurma, tesis etme, atama
-
Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer
Örnek:
Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar. Halikarnas Balıkçısı
-
Şömine
Örnek:
Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet
Örnek:
Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak. H. Taner
-
Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer
Örnek:
Konuşmalar iyice kızışmaya başladığı vakit kahve ocağının önünde görünür. S. Birsel
-
Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer.
-
Bahçelerde ve bostanlarda her tür meyve ve sebze ekimine ayrılmış, çevresinden biraz yükseltilmiş toprak parçası
Örnek:
Mustafa, arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu. S. F. Abasıyanık
-
Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer
Örnek:
Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi. F. R. Atay
-
Ev, aile, soy
Örnek:
Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı. A. Gündüz
-
Bir takımyıldızın adı.
-
Çeşitli mineral, kömür ya da cevherlerin yerkabuğundan çıkartıldığı üretim yeri.
-
Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma gibi amaçlarla Kullanılan yer.
-
Ev, aile, soy.
-
Jan. january. stove. oven. fireplace. cooker. fire. furnace. range. grate. hearth. seedbed.
-
Cooker. fender. fireplace. furnace. hearth. kiln. stove. oven. stone quarry. minejanuary. january.
-
Cookstone. range. kiln. blast furnace. forge. quarry. mine. den. meeting place. association. society. organization. family. household. oven. crucible. cookhouse. incinerator. pit. chimney. chimey casing. retort. uptake. hole. coal pit. coal mine. residenc.
-
Fornax, For, Fornacis
-
Seedbed, seed plot
-
Specialist healer
-
Fourneau, Fourneau Chimique
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|