|
koruyucu bildirmelik
-
Yerli malları yabancı mallara karşı korumak amacıyla uygulanan yüksek vergili gümrük bildirmeliği.
-
Protective tariff
-
Tarif protecteur
-
Koruyan kimse, muhafız.
-
Asalağı dış ortamda yok eden, onun konakçıya ulaşmasına engel olan (ilaç veya işlem).
-
Koruma işini yapan, gözetici, kollayıcı, bakıcı, hami.
-
Asalağı dış ortamda yok eden ya da onun konakçıya ulaşmasına engel olan ilâç veya işlem.
-
Gıdaların bozulmasını önleyerek raf ömürlerinin uzamasını sağlayan madde, konservatif, protektif.
-
Protective. protecting. safety. preventive. preservative. guarding. contraceptive. prophylactic. tutelar. tutelary. protector. preserver. guardian. safeguard. life-saver. conservator. keeper. patron. sentinel. umbrella. warden.
-
Bodyguard. cover. defensive. guard. guardian. preservative. preventive. prophylactic. protection. protective. protector. safeguard. shield. contraceptive.
-
Guardian. protective. protecting. protector. defender. preservative. prophylactic. preveutive. preventative. body guard. bulwark. countenancer. patronizer. prohibitive.
-
protectress
-
prophylactic
-
preservative
-
conservative
-
vorbeugend
-
prophylactique
-
prophylactica
-
Yasama organının ya da yasaların görev ve yetki verdiği kuruluşların meydana getirdiği eder göstergeci. [Belediyeler gibi].
-
Autonomous tariff system
-
Autonome système
-
Domestic goods
-
Taşınamayan, başka yere götürülemeyen.
-
Belli bir bölgede yetişen.
-
Yurt içinde yapılan veya bir yurdun kendine özgü niteliklerini taşıyan
Örnek:
Yerli halıları gördüm, koyu sıcak kırmızılarla diri maviler ağır basıyordu. B. R. Eyuboğlu
-
Oturduğu bölgede doğup büyüyen, ataları da orada yaşamış olan kimse
Örnek:
Ben buranın yerlisiyim, siz yabancı ve belki de geçicisiniz. R. H. Karay
-
İlkel diye nitelenen halkların ve toplulukların üyeleri.
-
Aboriginal. autochthonous. domestic. domicilled. homemade. indigenous. local. native. native-born. aboriginal. american indian. autochthon. habitant. inhabitant. resident.
-
Aboriginal. domestic. indigenous. native. local. fixed. built-in.
-
Homebred. indigenous. resident.
-
aborigin
-
native
-
indigène
yer
(nedir ne demek)
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
Bk. bölge
-
location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
-
Önce, evvel (Eski Kullanım)
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|