|
konu komşu
-
Bütün komşular, birbirine yakın yerde oturan kimseler.
-
Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu
Örnek:
Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım. Y. Z. Ortaç
-
Üzerinde konuşulan şey, bahis
-
Bir işlevin bir kesimin oluşturan bağımsız değişken; özellikle üçgenölçüsel işlevlerin açı cinsinden bağımsız değişkenleri.
-
Sinema ve televizyon alıcısının, fotoğraf aygıtının merceğinin, üzerine yöneltildiği ve görüntüsünü saptamayı amaçladığı temel varlık, nesne, görünüm
-
Bu yolda saptanmış olan nesne
-
Öykülü bir filmin ya da televizyon oyununun en kısa biçimde anlatılabilecek olgusu.
-
Ele alınan, üzerindekonuşulan ya da yazı yazılan düşünce, sorun, durum ya da olay.
-
Herhangi bir ders kapsamının, belli bir sürede öğretilecek bölümlerinden her biri.
-
1-2. object, 3. story, subject, action theme
-
Subject. matter. point. issue. theme. topic. affair. argument. business. head. heading. res. shebang. subject matter. text. thing.
-
Business. matter. object. question. scope. subject. text. theme. topic.
-
Subject. topic. matter. subject matter. case. change of design. head. heading. point. purview. question. res. shebang. text. theme.
-
Subject, subject matter
-
Argument
-
1-2. Objekt, Aufnahmeobjekt, 3. Sujet, Filmsujet, Inhaltsangabe, Stoff
-
1-2. objet, 3. sujet, récit
-
Argument
-
Bir dizgenin durum,konum ya da etkileşimini, koşulların nicel değerlerine göre belirleyebilmek için kurulan matematiksel düzenleme.
-
[Kon] v. could
-
Konutları yakın olan kimselerin birbirine göre aldıkları ad.
-
Sınır ortaklığı bulunan, mücavir
Örnek:
Komşu bahçeler arasında da pek kullanılmayan yan kapılar vardı. Ç. Altan
-
Next-door. vicinal. neighboring. neighbouring. neighbor. neighbour. adjacent. contiguous. flanking. neighbor. neighbour. jones.
-
Neighbour. neighbouring.
-
Fellow. neighbour. neighbouring. contiguous occupier. vicinal.
-
Eksiksiz, tam
Örnek:
Güller bütün güller bu sabah / Bir ağızdan şarkı söyler gibi açıyor her bahçede. N. Cumalı
-
Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi
Örnek:
Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Bozuk olmayan (para).
-
Parçalanmamış.
-
Birlik, tamlık
Örnek:
Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder. O. V. Kanık
-
Tümel niceleyicinin Türkçe'deki bir karşılığı.
-
Eksiksiz, tüm.
-
Whole. entire. complete. total. all. every. solid. undivided. gross. all-out. aggregate. clear. continuum. out-and-out. round. sheer. unbroken. utter. one and only. the whole. the total. entire. gross. totality. complement. holo-. omni-. pan-. all ov.
-
Aggregate. all. entire. entirety. grand. intact. total. whole.
-
Whole.
birbirine (nedir)
-
One another
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|