|
konu kaynak dizimi
-
Belli bir konu yönteminden çokça ayrılmak gerektiğinde, konularda uyuşma sağlamak amacıyle hazırlanan ve salt konu başlığı, vurgu sözcük, yada anahtar sözcüğün sıralanmasından oluşan dizim.
-
Subject authority file
-
Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu
Örnek:
Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım. Y. Z. Ortaç
-
Üzerinde konuşulan şey, bahis
-
Bir işlevin bir kesimin oluşturan bağımsız değişken; özellikle üçgenölçüsel işlevlerin açı cinsinden bağımsız değişkenleri.
-
Sinema ve televizyon alıcısının, fotoğraf aygıtının merceğinin, üzerine yöneltildiği ve görüntüsünü saptamayı amaçladığı temel varlık, nesne, görünüm
-
Bu yolda saptanmış olan nesne
-
Öykülü bir filmin ya da televizyon oyununun en kısa biçimde anlatılabilecek olgusu.
-
Ele alınan, üzerindekonuşulan ya da yazı yazılan düşünce, sorun, durum ya da olay.
-
Herhangi bir ders kapsamının, belli bir sürede öğretilecek bölümlerinden her biri.
-
1-2. object, 3. story, subject, action theme
-
Subject. matter. point. issue. theme. topic. affair. argument. business. head. heading. res. shebang. subject matter. text. thing.
-
Business. matter. object. question. scope. subject. text. theme. topic.
-
Subject. topic. matter. subject matter. case. change of design. head. heading. point. purview. question. res. shebang. text. theme.
-
Subject, subject matter
-
argument
-
subject
-
1-2. Objekt, Aufnahmeobjekt, 3. Sujet, Filmsujet, Inhaltsangabe, Stoff
-
1-2. objet, 3. sujet, récit
-
argument
-
Bir dizgenin durum,konum ya da etkileşimini, koşulların nicel değerlerine göre belirleyebilmek için kurulan matematiksel düzenleme.
-
[Kon] v. could
-
Bir suyun çıktığı yer, kaynarca, pınar, memba, göz
Örnek:
Sonra yavaşça kaynağa doğru eğildi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Bir şeyin çıktığı yer, menşe.
-
Bir haberin çıktığı yer.
-
Gelir, kazanç, sağlık vb.ni sağlayıcı öge
-
Araştırma ve incelemede yararlanılan belge.
-
İki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi.
-
Sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girme işi.
-
Herhangi bir enerjinin oluşup çevreye yayıldığı yer.
-
Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yer.
-
Üretim-Fayda yaratma etkinliğinde kullanılan her türlü unsur.
-
Bir suyun çıktığı yer.
-
Neşe, sevinç.
-
Eğlendirici, neşeli kimse.
-
Parent. source. spring. welding. roots. spring. fountain. seeds. grass roots. source. bottom. inquiries. basis. origin. welding. weld. authorship. beginning. birth. chapter and verse. context. font. fount. fund. genesis. headspring. paternity. princi.
-
Fountain. mother. origin. resource. root. seed. source. weld. well. spring. fountain memba. origin menşe.
-
Source. resource. resource, source. fountainhead. weld. welded place. patch. patched place. welding. patching. basis. beginning. bottom. breeding-ground. cradle. derivation. fount. fountain. fountain head. growth. ham. origin. parent. pr.
-
spring
-
resource
-
quarter
-
source
-
Dizilme işi, dizme.
-
Söz zincirinde birbirini izleyen ve belli bir birim oluşturan ögeler birleşimi, sentagma.
-
Fişlerin, kartların vb. bilgi gereçlerinin belli bir kural gereğince sıralanmalarından oluşan bütün.
-
Bk. dizi
-
[diz] n. knee
-
file
-
sequence
-
Bir iplik veya tel üzerine dizilmiş inci, boncuk vb.nin oluşturduğu bütün, sıra.
-
Herhangi bir bakımdan bir bütün oluşturan şeylerin tümü, seri
Örnek:
İşte bütün eserlerini bir araya toplayacak olan bu dizinin başına yazılacak ön söz. A. Ş. Hisar
-
Yan yana, art arda veya zaman sırasına göre sıralanmış birbiriyle ilişkili nesne veya olayların oluşturduğu bütün sıra.
-
Aynı söz dizimsel bağlam içinde birbirinin yerini alabilecek olan ve güçlü bir karşıtlık bağlantısı kuran ögelerin oluşturduğu bütün, paradigma.
-
Saf durumundaki bir kıtada, birbiri arkasında duran erler.
-
Değerleri artarak veya eksilerek art arda gelen terimler takımı.
-
Bir oktavın içinde sıralanan sekiz sesin bütünü.
-
film.
-
Dizi film.
-
Oturma yeridizisi.
-
Adenin(A), Adenin(A), Adenin(A), Guanin(G), Sitozin(C) ve Timin(T) nükleotid bazlarının belirli bir düzene göre dizilmesi sonucu oluşan polinükleotid zinciri, sekans.
-
Konu, tutum, deyiş yönünden birbirine bağlı olan; aynı oyuncular, aynı çevirim takımıyla gerçekleştirilen filmler. TV
-
Birbirinin devamı olan, aynı takım ve genellikle aynı oyuncular tarafından gerçekleştirilen televizyon izlenceleri
-
Konusu kendi içinde bir izlence dolduracak biçimde parçalara ayrılmış, her biri öbürünün devamı olarak belirli aralıklarla yayınlanan televizyon izlencesi.
-
Genel olarak aynı kişi ya da kuruluşça yayımlanan, ortak bir konuyu değişik açılardan ya da değişik bölümleriyle inceleyen yapıtların oluşturduğu bütün.
-
Series, 2-
-
serial
-
Batch. battery. course. line. range. rank. row. sequence. series. string. succession. tier. serial. paradigm. scale. progression. file.
-
array.
-
Series. file. range. rank. row. series. string. line. scale. progression. train. linkage. configuration. tier. bank. gear. layer. queue. form. formation. lineup. catena. tail. strand. skein. ordinal. course. alignment. strung.
-
row
-
series
-
array
-
Serie, Filmserie,
-
Reihe, Fortsetzungsreihe, Fortsetzungserie,
-
Sendefolge, Sendereihe, Fernsehserie
-
1-2. série, 3. feuilleton (télévisé)
-
rang
-
İşaret.
-
İnsan bedeninde göğüsle karın, sırtla kalçalar arasında daralmış bölüm
Örnek:
Kolum, boynundan beline doğru kayıyor. Y. Z. Ortaç
-
Bu bölümün, sırtın altına rastlayan bölgesi.
-
Hayvanlarda omuz başı ile sağrı arası.
-
Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer.
-
Geminin orta bölümü.
-
Meni.
-
Toprağı aktarmaya veya işlemeye yarayan, uzun saplı, ayakla basılacak yeri tahta, ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarım aracı.
-
Ses şiddetiyle ilgili birim.
-
Vücudun göğüs ile karın bölgeleri arasında kalan kuşak kısmı.
-
Waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come.
-
Waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come. middle. saddle. semen. spunk.
-
The Babylonian name of the god known among the Hebrews as Baal.
-
See Baal.
-
A thorny rutaceous tree of India, and its aromatic, orange-like fruit; called also Bengal quince, golden apple, wood apple.
-
The fruit is used medicinally, and the rind yields a perfume and a yellow dye.
-
Babylonian god of the earth; one of the supreme triad including Anu and Ea; earlier identified with En-lil a logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.
-
Waist. loins. the small of the back. sperm. spade.
-
A logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.
-
Babylonian god of the earth; one of the supreme triad including Anu and Ea; earlier identified with En-lil.
-
The base-10 logarithm of the ratio of two power values The basis for the more-common term decibel: One bel equals 10 decibels.
-
A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels.
-
The fundamental division of a logarithmic scale for expressing the ratio of two amounts of power, the number of bels denoting such a ratio being the logarithm to the base 10 of this ratio.
-
A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm 10 ; 2 logarithm 10 ; and 2 logarithm 10 See dB.
-
A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm sub 10 of P sub 1/P sub 2):2 logarithm sub 10 ; and 2 logarithm sub 10 See dB.
-
A dimensionless unit for expressing the ratio of two values of power, being the logarithm to the base 10 of the power ratio , is 10 times the logarithm to the base 10 of the power ratio A bel is 10 decibel ).
-
Belarus ).
-
Equal to 10 decibels, see decibel.
-
Business Establishment Listing.
-
A measurement of sound intensity named in honor of Alexander Graham Bell First used to relate intensity to a level corresponding to hearing sensation.
-
A title meaning Lord The Babylonian God Marduk was refered to as Bel.
-
Named for Alexander Graham Bell, who did the original scientific investigations; Also see decibel.
-
A stylized creeper pattern.
-
The Babylonian-Assyrian version of Baal, a common name for Marduk, chief god of Babylon , sometimes called Merodach by the Jews.
-
waist
-
ceinture
-
Kls Belgium.
-
Güç düzeyi farki birimi
çokça(nedir ne demek)
-
Çok olarak
Örnek:
Benden utanırlar, odada çokça koca lakırtısı olsa, kalkar kaçarlar. M. Ş. Esendal
-
Aşırı, fazla
Örnek:
Çokça alıngan olduğu için arkadaşları onunla sık sık bozuşuyor. S. Birsel
-
Greatly. much.
-
A good many.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|