|
Bu kelime tam olarak bulunamadı, belki aşağıdaki(ler) işinize yarayabilir:
Bu kelimeyi ekleyerek katkıda bulunabilirsiniz.
emanet
-
Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb., inam, vedia
Örnek:
Emaneti olanlar burada her vakit bunlarla ilgilenecek bir çırak bulurlar. S. Birsel
-
Bir kimse ile birine gönderilen şey.
-
Eşyanın ücret karşılığı geçici bir süre bırakıldığı yer.
-
Can, ruh.
-
Bk. vedia.
-
Bk. koruyum
-
Korunmak için birine veya bir yere bırakılan kimse.
-
Can.
-
Trust. deposit.
-
Security. trust. deposit. left-luggage office. baggage room.
-
Escrow. custody. person or thing entrusted to another's safekeeping. a trust. checkroom for baggage. entrusted to one's safekeeping. charge. check room. consignation. safe custody. security.
-
Saklanılması, korunması için birine veya bir yere bırakılan eşya, inam, emanet.
-
Kendine korunması, saklanması için eşya verilen kimsenin durumunu gösteren sözleşme.
-
1) saklama. 2) saklanan nesne, saklama konusu. ~ akdi: saklama sözleşmesi.
-
Bk. inam bağıtı
-
Saklanılması, korunması için birine veya bir yere bırakılan emanet.
-
Bailment. sth entrusted to another for safekeeping. bailment agreement / contract.
-
Bir işi yapmak
Örnek:
Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu. H. Taner
-
Bir durumu ortaya çıkarmak.
-
"İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak.
-
Bulmak, erişmek
Örnek:
Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi. R. H. Karay
-
Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
-
Vermek.
-
Eşit değer kazanmak.
-
Herhangi bir değerde olmak
Örnek:
Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu. Ö. Seyfettin
-
Do. make. get. add up to. cost. have. pay. practice. practise. render. send. subject. take. tender.
-
Cost. do. misbehave. put. render. send. total. to do. to make. to render. to cost. to amount to. to total. to be worth. make.
-
To do. to make. to amount to. to be worth. to deprive of. to soil or wet (with feces or urine. amount. execute. pay. ply. to cost roughly.
-
step
-
say
-
total
-
aggregate
-
Çok sürmeyen
Örnek:
Bunu evvela gençliğe mahsus geçici bir heves zannettim. P. Safa
-
Kısa ve belli bir süre için olan, muvakkat, palyatif, kalıcı karşıtı
Örnek:
Eğer yazmaktan para ve ün gibi iki geçici kıymet ve zevk elde edemezsem acaba yazı yazar mıydım? H. E. Adıvar
-
Bulaşan, bulaşıcı.
-
Yaya, yoldan veya karşıdan karşıya geçen kimse, yolcu
Örnek:
Onları sokakta gördüğünüz zaman adi bir geçiciden farklı bulmazsınız, sanırsınız ki bir yazıcı ticarethanesine gidiyor. C. Şehabettin
-
Muvakkat. ~ yazım:muvakkat tescîl.
-
İng.: temporary
-
İnterlocutory. temporary. transient. provisional. pro forma. ad interim. band-aid. casual. curable. deciduous. ephemeral. extrinsic. fading. flying. fortuitous. fugacious. fugitive. impermanent. interim. jury. makeshift. momentary. palliative. passin.
-
Ephemeral. fugitive. interim. makeshift. momentary. passing. provisional. temporal. temporary. transient. transitory. short-lived. contagious. infectious.
-
Provisional. temporary. interim. tentative. ad hoc. momentary. transient. migrant. migratory. passing. infectious. fugacious. instant. occasional. ephemeral. fleeting. fortuitous. fugitive. impermanent. interlocutory. picknicky. provisory. temporal. trans.
olarak(nedir ne demek)
-
As, qua
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|