|
katkı
-
Bir işin yapılmasına, gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile katılma, yardım
Örnek:
Her geçen gün ününe, sanatına yeni katkılar getiriyordu. N. Cumalı
-
Bir şeye katılan başka bir madde, ek.
-
Metal ve alaşımların hazırlanması sırasında içlerine katılan değişik nitelikteki maddeler.
-
Düğün günü davetlilerin öğleye kadar gönderdikleri armağan.
-
Tutkalı koyulaştırmak amacı ile kullanılan mineraller ya da organik maddeler. Örneğin; üstübeç, tebeşir tozu, un, kepek vb.
-
Contribution. addition. additive. appendage. part. subscription.
-
Additive. contribution. help.
-
Contribution. addition. assistance. aid. help. additive. alloy.
-
Streckmittel
-
Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü
Örnek:
Ücret emeğin karşılığıdır. Anayasa
-
Uzun ve yorucu, özenli çalışma
Örnek:
Bir darbe benim bütün o uzun emeklerimi sıfıra indirir. H. C. Yalçın
-
İnsanın bilinçli olarak belli bir amaca ulaşmak için giriştiği hem doğal ve toplumsal çerçevesini hem de kendisini değiştiren çalışma süreci, say.
-
Belli bir bedel karşılığı üretim sürecinde üretim faktörlerinden biri olarak yer alan beden ve/veya beyin gücü.
-
Uzun, yorucu ve özenli çalışma.
-
Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.
-
Labor. labour. work. exertion. pain. toil. pains.
-
Effort. labour. work. labor. endeavour. pains.
-
Labor. work. trouble. pains. effort. exertion. labour.
-
Labour, labour
-
İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.
-
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf
Örnek:
Babası, önce ona, Mazlume ve ailesi hakkında birçok bilgi vermişti. H. E. Adıvar
-
İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf.
-
Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler, malumat.
-
Bilim.
-
Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam.
-
Bireylerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba sarfederek elde ettiği olgular.
-
Bireylerin herhangi bir çaba sarfetmeksizin ulaştığı dışardan verilen olgular.
-
Doğanın nesne ve olayları üzerinde kuramsal ya da görgül yoldan öğrenilen şey.
-
Bir dizgenin, kendi durumunu bir im aracılığıyla başka bir dizgeye bildirmesinin nitel etkeni
-
Renkli televizyonda, parlaklık ve renkliliği belirleyen radyoelektrik imlerin nitel etkeni.
-
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. 2. Bilim.
-
information
-
Knowledge. learning. cognizance. information. info. data. know-how. acquaintance. conveyance. dope. inside dope. gen. gleanings. griff. griffin. intelligence. line. lore. notice. report. savvy. word. instructions.
-
Data. fact. information. knowledge. learning. lore. report. science. snippet. steer. word.
-
İnfo. information. knowledge. acquirements. cognizance. data. dope. griff. intelligence. ken. know. know- how. known. known- how. learning. lore. notion. report.
-
knowledge.
-
Information
-
Kenntnis
-
information
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|