kırlangıç kuyruğu
kırlangıç (nedir)
-
Kırlangıçgillerden, geniş gagalı, çatal kuyruklu, ince uzun kanatlı, küçük göçebe kuş (Hirundo).
-
Osmanlı donanmasında yer alan, karakol ve keşif işlerinde kullanılan, yelkenli ve kürekli küçük bir tür savaş gemisi
Örnek:
Dinlemesine dinliyorum ama, bak limana bir kırlangıç giriyor. F. F. Tülbentçi
-
Öküz arabasında arka dingil ve tekerlekleri özeğe bağlayan çatal ağaç.
-
Köyleri dolaşarak göz hastalıklarını ve özellikle akbasmayı iyi ettiğini öne süren sahte hekim.
-
Bk. kır kırlangıcı
-
Swallow. martin. martlet.
-
Martin. swallow.
-
Swallow. housemartin. dovetail.
kır kırlangıcı (nedir)
-
Ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, kırlangıçgiller (Hirundinidae) familyasından, 18 cm kadar uzunlukta sırtı madensel mavi, gerdanı ve ahu kırmızı kahverengi, kuyruğu çok çatallı, Palearktik bölgede evlerin yakınında yaşayan, evlerin iç kısımlarında yuvalanan, beslendiği böcek ve örümcek artıklarını yumak hâlinde dışarı atan bir kuş türü. İş kırlangıcı, kırlangıç.
-
Swallow
-
Hirondelle de cheminée
-
Hirundo rustica
-
F., i. yutmak; içine çekmek, emmek; k.dili. herhangi bir sözün gerçek olup olmadığını araştırmadan kabul etmek; geri almak (söylediği sözü); tahammül etmek, yutup oturmak, sineye çekmek; i. yutma, yudum; den. makara yivi. swallow a camel yutulmaz bir şeyi yutmak, zorla hazmetmek. swallow it hook, line and sinker bak. hook. swallow it whole aslını araştırmadan olduğu gibi kabul etmek. swallow the anchor den. emekli olmak. swallow up bütün bütün yutmak.
-
I. kırlangıç, zool. Hirundo. bank swallow kum kırlangıcı, zool. Riparia riparia. barn swallow kır kırlangıcı, zool. Hirundo rustica. chimney swallow bacalarda yuva yapan kırlangıç. red rumped swallow kızıl kırlangıç, zool. Hirundo daurica.
-
F. yutmak, ezberlemek, inanmak, zaptetmek, belli etmemek, bastırmak, içine çekmek, sineye çekmek, altında kalmak, geri almak, caymak, dönmek, yutkunmak
-
Eni çok olan, enli, vâsi
Örnek:
Geniş, bomboş bir taşlığın serin, rutubetli küf kokusu duyuldu. P. Safa
-
Alanı büyük olan, dar karşıtı
Örnek:
Bu ağaç, bir geniş bostan duvarının dış tarafında idi. O. C. Kaygılı
-
Bol (elbise).
-
Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın.
-
Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat
Örnek:
Besbelli geniş, olabildiğince umursamaz görünmek istiyordu. A. İlhan
-
Çok.
-
Wide. broad. capacious. vast. extensive. comprehensive. obtuse. extended. large. open. roomy. spacious. walk-in. ample. commodious. cosmic. cosmical. expansive. full. splay. broadly.
-
Ample. broad. catholic. comprehensive. cosmic. expansive. large. roomy. sizable. spacious. voluminous. wide.
-
Wide. extensive. spacious. vast. wide. broad. carefree. ample. broad. commodious. expansive. immense. large. volumed.
BİS
Başında, içinde, sonunda "kırlangıç kuyruğu" geçen kayıtlar (hepsine bakın)