|
kız almak
-
Bir ailenin kızını gelin olarak almak.
-
Dişi çocuk
Örnek:
Düşüncesi bu noktaya gelince birdenbire Azize'nin küçük kızını hatırladı. H. E. Adıvar
-
Bakire
-
Evlenmemiş dişi insan.
-
İskambil kâğıtlarında kız resimli kâğıt.
-
Dişi.
-
Dişi cinsten birine daha yaşlı biri tarafından kullanılan bir seslenme sözü.
-
Maiden. girl. daughter. miss. chick. chicken. maid. babe. bird. bunny. colleen. female. gal. jenny. lass. lassie.
-
Bird. girl. puss. virgin. wench.
-
Daughter. girl. virgin. maiden. abduct. colleen. lass lassie.
-
queen
-
Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak
Örnek:
Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. N. Cumalı
-
Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak.
-
Birlikte götürmek.
-
Satın almak
Örnek:
Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan. N. Cumalı
-
Ele geçirmek, fethetmek
Örnek:
Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş. Ö. Seyfettin
-
İçine sığmak.
-
Kabul etmek.
-
Kendine ulaştırılmak, iletilmek.
-
Bk. çevirmek
-
Take. get. buy. receive. accept. take in. seize. capture. conquer. pick up. gain. put on. admit. assume. borrow. collect. come in. divest smb. of. draw. enter on. enter upon. enucleate. excise. extract. fetch. garner. have. help one.
-
Accept. assume. capture. claim. conquer. derive. draw. extract. get. have. hold. keep. obtain. receive. score. secure. take. trade. to take. to get. to receive. to buy. to take sb in marriage. to hold. to take along. to call for. to capture. to conquer. to catch. to take on. to hire. to employ. to move. to remove. to take away. to sweep. to clean. to dust. to sense. to smell. to.
-
Get. receive. to take. to get. to buy. to purchase. to capture. to conquer. to take along. to catch. to take on. to hire. to employ. to sweep. to clean. to sense. to receive. to marry a girl. to hold. to be able to contain. accept.
-
Take on
-
occupy
-
Bir şeyin yönünü değiştirmek
Örnek:
Nefes nefese koşan anneme, başını çevirmeden cevap verdi. Y. Z. Ortaç
-
Öteki yüzünü görünür duruma getirmek
Örnek:
Sermet defterinin yapraklarını çeviriyordu. Ö. Seyfettin
-
Döndürerek hareket ettirmek
Örnek:
Resimleri albüme yapıştırırken kocası da radyonun düğmesini çevirdi. S. F. Abasıyanık
-
Yönetmek, idare etmek
Örnek:
Eteği belinde, bütün evi o çeviriyor. H. Taner
-
Yolundan alıkoymak, yoldan döndürmek.
-
Geri göndermek.
-
Bir giyeceği söküp iç yüzünü dışa getirmek.
-
Çevrilemek, tevil etmek.
-
Çevirim eylemi.
-
Shoot, take, film, cinematograph
-
Turn. spin. upturn. exchange. roll. twirl. change to. turn into. switch to. translate into. translate. interpret. encircle. surround. enclose. inclose. avert. commute. convert. decline. deflect. divert. hedge in. hedge round. manage. point. point on.
-
Bend. besiege. channel. direct. put. revolve. surround. sweep. train. translate. turn. twine. twirl. twist.
-
Translate. dial. to turn. to rotate. to manage. to refuse. to return. to reject. to turn inside out. to interpret. to translate. to enclose. to surround. to encircle. to alter. to administer. to handle. to wheel. to swing. to crank. to commutate.
-
revert
-
assemble
-
bowl
-
pull
-
Turn over
-
Drehen, filmen, verfilmen, aufnehmen, filmaufnehmen
-
Tourner, filmer, ciné-matographier, faire un film, prendre (un film)
-
Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik.
-
Karı, koca ve çocuklardan oluşan topluluk
Örnek:
En büyük cevizin altını kalabalıkça bir aile kaplamıştı. O. C. Kaygılı
-
Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü
-
Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü.
-
Eş, karı.
-
Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü.
-
Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu.
-
Ortak özellikleri olan matematiksel nesneler kümesi. (Örneğin yüzeylerailesi, operatörlerailesi gibi.)
-
Canlıların sınıflandırılmasında benzer cinslerin meydana getirdiği grup anlamında kullanılan terim.
-
Family. domestic. family. stirpes. relations. stirps. brood. kin. next of kin. menage.
-
Family. house. kindred. wife. domestic.
-
Family. wife. house. household. people.
-
family
-
famille
-
Evlenmek için hazırlanmış, süslenmiş kız veya yeni evlenmiş kadın
Örnek:
Gelin eşikte oğlan beşikte. Atasözü
-
Aileye evlenme yoluyla girmiş olan kadın.
-
Evlenmek üzere hazırlanıp, süslenmiş kız veya yeni evlenmiş kadın.
-
Genç kız.
-
Bridal. bride. daughter-in-law.
-
Bride. daughter-in-law. bridal.
-
Bride. daughter-in-law. daughter in law.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|