|
kıymetli madenler mukabili avans
-
Bk. değerli madenler karşılığı öndelik
değerli madenler karşılığı öndelik (nedir ne demek)
-
Değerli madenler (çıkarılmış yada çıkarılmamış) karşılığında ödenen borç para ya da sağlanan saycalar.
-
Advance on preciousness metals
-
Avance sur métaux précieux
-
Değerli
Örnek:
Zamanımızda kıymetli şeylerin muhafazası güçleşti. B. Felek
-
Precious. valuable. valued. dear. pet.
-
Precious. valuable. venerable. precious değerli.
-
Precious. valuable. worth. substantial.
-
Değer
Örnek:
Bir özleyiş ve bir korkudan sonra bayrağın kıymetini ne kadar daha başka, ne kadar daha yakından duyuyordum. R. E. Ünaydın
-
Bk. değer
-
değer.
-
Değerli, nitelikli.
-
value.
-
Price. value. worth değer.
-
Value. worth. cost. price.
-
Yer kabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenlerle oluşan, ekonomik yönden değer taşıyan mineral.
-
Bu mineralden yapılmış.
-
Ocağı veya maden işletmesi.
-
Çok değerli şeyleri kapsayan kaynak.
-
Uyuşturucu, esrar, eroin
Örnek:
İstersen sana biraz maden vereyim de çek! O. C. Kaygılı
-
Kolay ve iyi kazanç sağlayan iş veya parası elinden kolaylıkla alınan kimse.
-
Metal.
-
Maden ocağı veya maden işletmesi.
-
Metal. mineral. mine. diggings. ore. quarry.
-
Metal. mine. gold mine. mineral.
-
Metal. mine. mineral. rich source. gold mine. minepit. metallic. metalline. ore.
-
maggots.
-
Öndelik.
-
Bk. öndeleme
-
Advance. advance payment. retaining fee. head start. retainer. earnest.
-
advance.
-
Advance. advance pays. feed. headway. advanced credit. retainer. retaining fee. lead. advance money.
-
Değeri olan veya değeri yüksek olan, kıymetli
Örnek:
Hiç olmazsa susmanın ne kadar değerli olduğunu anlamışlardır. M. Ş. Esendal
-
Valuable. costly. estimable. deserving. worthy. valued. dear. well-beloved. dignified. meritorious. precious. rich. valent.
-
Dear. precious. princely. significant. valuable.
-
Valuable. talented. estimable. esteemed. costly. deserving. precious. red hot. substantial. worthwhile. worthy.
değer(nedir ne demek)
-
Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet.
-
Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, paha.
-
Yüksek ve yararlı nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan (kimse)
Örnek:
Bu kız aramaya, düşünmeye değer bir şey değildi. R. N. Güntekin
-
Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.
-
Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Neoklasik iktisada göre tüketicinin son biriminin faydasını dikkate alarak bir mala verdiği göreli önem.
-
Emek-Değer kuramına göre bir malın içerdiği emek zamanı.
-
Neoklasik ve emekdeğer kuramlarına göre iki mal arasında olması gereken değişim oranı. krş. değişimdeğeri,
-
Dışalım eşyasının Dünya Ticaret Örgütünün ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca tespit edilen bedeli.
-
Bir büyüklüğün ya da bir özelliğin bir birim cinsinden nicel tutan.
-
Yüksek nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse.
-
Bir şeyin önemini belirten ölçü, karşılık.
-
1-Bir varlığın ruhsal, toplumsal, ahlaksal ya da güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik. 2- Bir değişkenin yada bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Worth. worthy. worthy of. worthwhile. worth. value. price. worthiness. valuation. rate. amount. costliness. currency. dearness. merit. preciousness.
-
Account. cost. dignity. meaning. merit. price. significance. value. weight. worth. worthy.
-
Value. asset. assets. price. worth. valuable quality. actual value. account. cost. esteem n. merit. premium. valuation. valuta.
-
value
-
Wert
-
valeur
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|