|
kılavuz
-
Yol gösteren, tarihî ve turistik yerleri gezerken bilgi aktaran kimse, rehber
Örnek:
Mum tutan kılavuzların arkasından içeri girdik. F. R. Atay
-
Herhangi bir alanda ve konuda bilgi veren, yol yöntem gösteren kitap vb.
-
Evlenecek olan erkek veya kadına eş bulan kimse.
-
Ruhsal ve zihinsel bakımdan yol gösteren, ışık tutan kimse.
-
Kılavuz kaptan.
-
Makaradaki filmlerin başında ve sonunda yer alan, filmin alıcı, yıkama aracı, basım aracı, gösterici vb. araçlara takılıp çıkarılmasında kolaylık sağlayan, asıl film için pay bırakan çeşitli renklerde film parçası.
-
Somun veya boru içine yiv açmakta kullanılan araç.
-
Dar ve uzun bir yerden tel, kablo gibi bükülebilen bir şey geçirilirken bunların ucuna bağlandığı sert nesne.
-
Filmlerin, film parçalarının başında, sonunda, aralarında yer alan; filmin alıcı, gösterici, açındırma aygıtı, basım aygıtı, vb. aygıtlara takılıp çıkarılmasını kolaylaştıran; filmi koruyan; asıl film için pay bırakan; boşluk dolduran; bazen çeşitli bilgiler taşıyan ve birçok çeşidi bulunan renkli, renksiz ya da saydamsız, sağlam film parçası
-
Mıknatıslı kuşaklara takılan aynı nitelikte parça.
-
Budunbilimsel alan araştırmalarında araştırıcıya yardım eden, yol gösteren, araştırıcıyla araştırılan bölge insanları arasında aracılık yapan kişi.
-
Yol gösteren, rehber. Kılıç Uzun, düz veya eğri, ucu sivri, bir veya her iki yüzü keskin, kın içinde bele takılan, çelikten silah.
-
Leader (strip), had, film leader,
-
Tape leader, leader
-
Pilot. guide. pilot. pioneer. baedeker. code. conductor. lead. manual. rudder.
-
Companion. guide. manual. pilot. rudder. shepherd. leader.
-
Guide. pilot. pilot. matchmaker. tap for cutting internal screw threads. guide book. cicerone. companion guide. film leader. guidance. guidebook. instruction booklet. instruction manual. key. pathfinder. tap.
-
guide
-
Startvorspann, Filmvorspann, Vorspann, Blankfilm,
-
Vorlaufband, Starlband
-
Amorce, bande amorce
-
guide
-
Governing, guiding, polar
-
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik.
-
Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
Örnek:
Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı. Ç. Altan
-
Genellikle yerleşim alanlarını bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
Örnek:
Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu. Ö. Seyfettin
-
İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer.
-
Gidiş çabukluğu, hız.
-
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
-
Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik.
-
Yolculuk.
-
İnsanların, bir yerden başka bir yere gitmek üzere üzerinden ya da içinden geçtikleri, yerleşim yerlerinin gelişme doğrultusunu yakından etkileyen ve düzentasarlarda önemli bir öge oluşturan yerler.
-
İtinerary. road. angle. approach. avenue. channel. cutting. expedient. gateway. handle. itinerary. journey. meatus. outlet. path. road. route. tack. thoroughfare. trail. via. walk. way. weigh. wise.
-
Access. artery. course. dodge. expedient. lane. line. manner. means. method. mode. order. path. process. recipe. road. route. rule. streak. tack. way. ways. street. stripe. passage. system.
-
Bus. path. way. access. alley. course. form. frontager. line. means. measure. method. order. outlet. process. proprieties. road. rule. sort. streak. street. stripe. system. tack. thoroughfare. tracing. track. walk.
-
Way, road
-
Chemin, voie
-
Gösterilenle birleşerek göstergeyi oluşturan ses veya sesler bütünü.
-
indicative.
-
Demonstrative. indicative.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|