Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > jest yapmak nedir, jest yapmak ne demek (jest yapmak nnd)

jest yapmak nedir, jest yapmak ne demek?

jest yapmak

  1. İnce bir davranışla önül almak.
  2. (en) Make a gesture, gesticulate, gesture.

jest   US UK (nedir ne demek)

  1. Herhangi bir şeyi açıklamak için genellikle el, kol ve baş ile yapılan içgüdüsel veya iradeli hareket.
  2. Beklenmedik iyi davranış
    Örnek: Jestleri daha serbest, çoğu güzel sesli, güzel güzel insanlardı. S. F. Abasıyanık
  3. Bk. davranı
  4. Dinsel, büyüsel ve törensel işlemlerde, oyunlarda, yeminlerde, efsanelerin canlandırılmasında simgesel ya da benzetmeye dayalı el, kol, gövde hareketi.
  5. (en) Gesture.
  6. (en) Deed; an action; a gest.
  7. (en) Mask; a pageant; an interlude.
  8. (en) Something done or said in order to amuse; a joke; a witticism; a jocose or sportive remark or phrase.
  9. (en) The object of laughter or sport; a laughingstock.
  10. (en) To take part in a merrymaking; especially, to act in a mask or interlude.
  11. (en) Gest.
  12. (en) Gesticulation.
  13. (en) Sign.
  14. (en) See Synonyms under Jest,.
  15. (en) To make merriment by words or actions; to joke; to make light of anything.
  16. (en) Activity characterized by good humor.
  17. (en) Signal.
  18. (en) Nice gesture.
  19. (en) Humorous anecdote or remark intended to provoke laughter; 'he told a very funny joke'; 'he knows a million gags'; 'thanks for the laugh'; 'he laughed unpleasantly at hisown jest'; 'even a schoolboy's jape is supposed to have some ascertainable point'.
  20. (en) Tell a joke; speak humorously; 'He often jokes even when he appears serious'.
  21. (en) Act in a funny or teasing way.
  22. (fr) Geste
  23. Şaka, latife, alay
  24. Latife etmek, şaka söylemek
  25. Şaka söylemek, şaka yapmak

davranı (nedir ne demek)

  1. Bir oyuncunun sahnede yüz ya da gövde hareketleriyle bir anlatıma yönelmesi.
  2. (en) Gesture.
  3. (fr) Geste

yapmak (nedir ne demek)

  1. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek
    Örnek: Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır. Ç. Altan
  2. Olmasına yol açmak.
  3. Onarmak, tamir etmek.
  4. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek
    Örnek: Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım. R. H. Karay
  5. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek
    Örnek: Şu işi yapıver, diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu. S. M. Alus
  6. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek
    Örnek: Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım. R. H. Karay
  7. Düzenli bir duruma getirmek.
  8. Üretmek.
  9. (en) Father.
  10. (en) Put on.
  11. (en) Accomplish.
  12. (en) Acquit oneself.
  13. (en) Architect.
  14. (en) Build.
  15. (en) Carve out.
  16. (en) Contrive.
  17. (en) Create.
  18. (en) Engineer.
  19. (en) Establish.
  20. (en) Execute.
  21. (en) Fashion.
  22. (en) Fulfil.
  23. (en) Fulfill.
  24. (en) Go over.
  25. (en) Go through.
  26. (en) Have.
  27. (en) İmplement.
  28. (en) Land.
  29. (en) Make.
  30. (en) Perform.
  31. (en) Practice.
  32. (en) Practise.
  33. (en) Produce.
  34. (en) Profess.
  35. (en) Put thro.
  36. (en) Commit.
  37. (en) Construct.
  38. (en) Cost.
  39. (en) Deliver.
  40. (en) Discharge.
  41. (en) Draw.
  42. (en) Fabricate.
  43. (en) Fill.
  44. (en) Found.
  45. (en) Hold.
  46. (en) Manage.
  47. (en) Manufacture.
  48. (en) Perpetrate.
  49. (en) Redeem.
  50. (en) Transact.
  51. (en) To do.
  52. (en) To make.
  53. (en) To perform.
  54. (en) To fulfil.
  55. (en) To carry sth out.
  56. (en) To mend.
  57. (en) To repair.
  58. (en) To fix onarmak.
  59. (en) Tamir etmek.
  60. (en) To build.
  61. (en) To construct.
  62. (en) To erect.
  63. (en) To found inşa etmek.
  64. (en) To produce.
  65. (en) To manufacture.
  66. (en) To bring sth out üretmek.
  67. (en) To cause yol açmak.
  68. (en) To marry to evlendirmek.
  69. (en) To cost.
  70. (en) To do with.
  71. (en) To have.
  72. (en) To possess.
  73. (en) To cook.
  74. (en) To draw.
  75. (en) To deliver.
  76. (en) To fashion.
  77. (en) To create.
  78. (en) To prepare.
  79. (en) To buoy oneself with sth.
  80. (en) To do sth as one's regular work or occupation.
  81. (en) To carry out.
  82. (en) To affect.
  83. (en) To execute.
  84. (en) To fix sth.
  85. (en) To caus.

ince (nedir ne demek)

  1. Kendi cinsinden olanlara göre, dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı.
  2. Zayıf
    Örnek: Sarışın, kuru, ince bir kadındı. Y. K. Beyatlı
  3. Taneleri ufak, iri karşıtı.
  4. Küçük ayrıntıları çok olan, aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı.
  5. Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar).
  6. Tiz (ses), pes karşıtı
    Örnek: İnce bir çocuk sesinin hırçınlaştığı, ağladığı işitildi. R. N. Güntekin
  7. Hafif, gücü az
    Örnek: Hiçbir hareket bu gülüş kadar belirsiz ve ince değildir. S. F. Abasıyanık
  8. İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı
    Örnek: Benim hasta olduğum günlerde her şey uzun uzun düşünülmüş, ince hesaplarla hazırlanmıştı. R. N. Güntekin
  9. (en) Fine.
  10. (en) Attentive.
  11. (en) Bland.
  12. (en) Chivalrous.
  13. (en) Decent.
  14. (en) Diplomatic.
  15. (en) Elegant.
  16. (en) Small.
  17. (en) İn small pieces.
  18. (en) İntricate.
  19. (en) High-Pitched.
  20. (en) Acetate.
  21. (en) Chiffon.
  22. (en) Attic.
  23. (en) Tricky, trickish, tricksy, delicate.
  24. (en) Vaporous.
  25. (en) Thin.
  26. (en) Slender.
  27. (en) Slim.
  28. (en) Delicate.
  29. (en) Fragile.
  30. (en) Refined.
  31. (en) Attenuate.
  32. (en) Brittle.
  33. (en) Civilized.
  34. (en) Courteous.
  35. (en) Dainty.
  36. (en) Graceful.
  37. (en) Gracile.
  38. (en) Gracious.
  39. (en) Keen.
  40. (en) Lean.
  41. (en) Nice.
  42. (en) Polite.
  43. (en) Precision.
  44. (en) Scarious.
  45. (en) Sharp.
  46. (en) Subtile.
  47. (en) Subtle.
  48. (en) Sylphish.
  49. (en) Sylphlike.
  50. (en) Sylphy.
  51. (en) Tenuous.
  52. (en) Urbane.
  53. (en) Exquisite.
  54. (en) Filmy.
  55. (en) Genteel.
  56. (en) Gentle.
  57. (en) Grand.
  58. (en) Kind.
  59. (en) Slight.
  60. (en) Sugary.
  61. (en) Tricky.
  62. (en) Willowy.
  63. (en) Sensitive.
  64. (en) Finely.
  65. (en) Cling film.
  66. (en) Cultivated.
  67. (en) Flimsy.
  68. (en) Papery.
  69. (en) Precarious.

almak (nedir ne demek)

  1. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak
    Örnek: Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. N. Cumalı
  2. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak.
  3. Birlikte götürmek.
  4. Satın almak
    Örnek: Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan. N. Cumalı
  5. Ele geçirmek, fethetmek
    Örnek: Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş. Ö. Seyfettin
  6. İçine sığmak.
  7. Kabul etmek.
  8. Kendine ulaştırılmak, iletilmek.
  9. Bk. çevirmek
  10. (en) Take.
  11. (en) Receive.
  12. (en) Accept.
  13. (en) Take in.
  14. (en) Seize.
  15. (en) Capture.
  16. (en) Conquer.
  17. (en) Pick up.
  18. (en) Gain.
  19. (en) Put on.
  20. (en) Admit.
  21. (en) Claim.
  22. (en) Derive.
  23. (en) Hold.
  24. (en) Keep.
  25. (en) Obtain.
  26. (en) Score.
  27. (en) To purchase.
  28. (en) To marry a girl.
  29. (en) To be able to contain.
  30. (en) Take on.
  31. (en) Occupy.
  32. (en) Get.
  33. (en) Assume.
  34. (en) Borrow.
  35. (en) Collect.
  36. (en) Come in.
  37. (en) Divest smb.
  38. (en) Draw.
  39. (en) Enter on.
  40. (en) Enter upon.
  41. (en) Enucleate.
  42. (en) Excise.
  43. (en) Extract.
  44. (en) Fetch.
  45. (en) Garner.
  46. (en) Have.
  47. (en) Help one.
  48. (en) Secure.
  49. (en) Trade.
  50. (en) To take.
  51. (en) To get.
  52. (en) To receive.
  53. (en) To buy.
  54. (en) To take sb in marriage.
  55. (en) To hold.
  56. (en) To take along.
  57. (en) To call for.
  58. (en) To capture.
  59. (en) To conquer.
  60. (en) To catch.
  61. (en) To take on.
  62. (en) To hire.
  63. (en) To employ.
  64. (en) To move.
  65. (en) To remove.
  66. (en) To take away.
  67. (en) To sweep.
  68. (en) To clean.
  69. (en) To dust.
  70. (en) To sense.
  71. (en) To smell.

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
0.018