|
istemek
-
İstek duymak, arzulamak
Örnek:
İçeri girmekten korkarak bahçedeki demir kanepeye oturmak istedi. P. Safa
-
Bir şeyin kendisine verilmesini veya yapılmasını söylemek, dilemek
Örnek:
Bir gün benden okumak için kitap istedi. F. R. Atay
-
Görmek istediğini bildirmek.
-
Gerek olmak.
-
Evlenmek dileğinde bulunmak.
-
Want. wish. will. desire. ask for. ask. request. like. long. hope. bespeak. call for. call on. call upon. choose. claim. court. demand. enjoin. exact. fancy. hanker. intend. invite. require. requisition. seek. solicit. be spoiling for. sue. sue for.
-
Want. wish. will. desire. ask for. ask. request. like. long. hope. bespeak. call for. call on. call upon. choose. claim. court. demand. enjoin. exact. fancy. hanker. intend. invite. require. requisition. seek. solicit. be spoiling for. sue. sue for. beg. beseech. care. entail. invoke. mean. take. yearn.
-
Claim. to want. to desire. to wish. to ask sb for sth. to be necessary. to require. to ask for marriage. call for. choose. court. crave. demand. drive at. insist. list. need. petition. please. postulate. purpose. request. requisition. seek. sue.
-
Bir şeye karşı eğilim duymak, arzulamak.
-
To desire, to hanker
-
Bir şeye duyulan eğilim, arzu, şevk
Örnek:
Yanıma yaklaşan gölge, o eski şarkıyı gerçek bir istekle tekrarlıyordu. Ç. Altan
-
Yerine getirilmesi başkasından istenilen şey, talep.
-
İstek ve niyet kavramı veren isteme kipi.
-
Belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem, arzu.
-
İrâde. ~ açığa vurması: irâde izhârı. ~ açıklaması: irâde beyânı, ~ koşulu: irâdî şart.
-
Will. desire. want. wish. request. claim. mind. adjuration. alacrity. appetite. aspiration. avidity. bent. demand. device. devoutness. disposition. earnestness. enthusiasm. grace. hunger. instance. intentness. pleasure. propensity. readiness. relish.
-
Ambition. appetite. ardour. aspiration. calling. claim. demand. desire. disposition. fancy. market. relish. request. run. rush. sale. stomach. want. will. wish. zeal.
-
Request. appetite. aida. anxiety. bidding. cry. demand. desire. disposition. eagerness. exigency exigence. inclination. itch. lyrical. mind. pretension. requisition. stomach. want. will. wish. zeal.
-
Bilgi almak, öğrenmek, haber almak.
-
İşitmek, ses almak
Örnek:
Çamaşırcı Fatma kadın annemin duymayan kulaklarına yalvarıyor. Y. Z. Ortaç
-
Dokunma, koklama vb. duyularla algılamak, hissetmek
Örnek:
Yüzme denilen mucizeyi ancak beş altı sene sonra avuçlarımızın içinde duyabilecektik. B. R. Eyuboğlu
-
Nesnelere dokunmakla onların sıcaklık, soğukluk, sertlik, ağırlık, hareket vb. fizik durumlarından bilgi edinmek, hissetmek.
-
Bir ruh durumu içine girmek
Örnek:
Hakiki bedbahtlar, sefaletlerini birdenbire açığa vurmaktan utanç duyarlar. R. N. Güntekin
-
Sezmek, fark etmek, hissetmek
Örnek:
Güzel olmasın, fakat ruhu olsun, bir şey duysun. H. C. Yalçın
-
Hear. come to know. feel.
-
Catch. feel. hear. to hear. to hear about. to hear of. to feel. to sense. to be aware of.
-
To hear. to feel. to sense. to perceive. to experience. to have the sensation of. to get wind of sth.
-
owe
-
bear
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|