|
ilinek
-
Bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan, rastlantı ile olan nitelik, araz.
-
(Lat. accidens = rastlantısal olan, çıka gelen) : 1- Bir nesneye zorunlu olarak bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan; rastlantı ile olan nitelik. // Platon-Aristoteles açımlayıcısı Yeni Platoncu Porphyrios, Eisagogé adlı yapıtında ilineği şöyle tanımlar: "Konu (özne) değişmeksizin ortaya çıkabilen ya da yok olabilen şey." Bu tanım sonradan bütün mantıkçılarca kabul edilmiştir. İlinekler iki türlüdür: Ayrılır ve ayrılmazilinekler. (Ör. Uyumak insan için ayrılır birilinektir.- Kara renkli olmaksa, zenci için ayrılmaz birilinektir.) 2- (Aristoteles'te) Bir konuya bağlı olan ve o konu olmadan kendisi var olamayan şey; kendi başına var olamayan, bir taşıyıcıyı, bir tözü gerektiren şey; tözün niteliği.(Ör. Aklık nesneden bağımsız olarak var olamaz.) Karşıtı ve bağlılaşık kavramı: bk. töz
-
accident
-
accident
-
accidens
-
Olması gerekme, olduğundan başka olmama, zorunlu olma, mecburiyet, zaruret, ıstırar, zorunluk, olumsallık karşıtı
Örnek:
Bu zorunluluk, başkalarınca savsaklanmış görevi yerine getirmekten doğuyor. S. Birsel
-
Olduğundan başka olamama durumu. 1- Mantıksal-matematikselzorunluluk: Kavramların ve önermelerin mantıksal bağlantısında ve çıkarımlarında bulunur; düşünce bakımından zorunlu doğrular -> çelişmezlik ilkesine dayanan doğrulardır; çeişiği düşünülemeyen doğrulardır; bu anlamda zorunlu, çelişmeye düşmeden başka türlü düşünülemez olan şey. 2- Fizikselzorunluluk: Neden-etki bağlantısındakizorunluluk ( doğa yasaları). 3- Ahlaksalzorunluluk= Bir toplumda yürürlükte olan ahlak yasalarına uyma zorunluluğu. Burada doğal birzorunluluk değil, gereklilik söz konusu olduğundan ahlaksalzorunluluk yükümlülük biçiminde kendini gösterir.
-
Burden. essentiality. exigence. exigency. imperative. incumbency. indispensability. necessity. obligation. ought. urgency.
-
Obligation. necessity. compulsion.
-
Necessity. urgency.
-
necessity
-
nécessité
-
nécessitas
-
Bir bağ ile tutturulmuş olan
Örnek:
Günlerden beri bağlı duran demir, sert bir hırıltıyla denize daldı. Halikarnas Balıkçısı
-
Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste
Örnek:
Ekinlerin gürleşmesi yağmura bağlıdır, Sevincimiz üzüntümüz / Hep sana bağlı. B. Necatigil
-
Sınırlanmış, sınırlı.
-
Kapatılmış olan, kapalı.
-
Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan.
-
Sadık
Örnek:
Türkiye Cumhuriyeti Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Anayasa
-
Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, tutkun.
-
Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek).
-
mülzem.
-
İki parçanın, aracın vb. birbirine eklenmiş olma durumu.
-
Bound. tied. conditional. bonded. connected. dependent. dependant. attached. hooked. faithful. adherent. adhesive. adjective. affiliated. amenable. appurtenant. banded. cohesive. conjoint. consequent. corded. devoted. germane. incidental. laced. obse.
-
Attendant. bound. connected. dependent. devoted. faithful. inseparable. loyal. relative. reliant. subject. tied. dependent. contingent. related. connected. impotent. spellbound.
-
Ancillary. appurtenant. bound. tied. dependent on. related to. connected with. devoted. committed. adherent. affiliated. appertaining. attached. bound up in. cohesive. consequent. faithful. fixed. geared. inseparable. related. relative. subordinate. subsi.
-
coupled
-
Gekuppelt
-
accouplé
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|