Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > hearty meal nedir, hearty meal ne demek, hearty meal türkçesi, türkçe anlamı (hearty meal nnd)

hearty meal nedir

Türkçe'yi seviyoruz ve birçok dil aracı geliştirerek destekliyoruz.






hearty meal  US UK

  1. Bol bir yemek

hearty  US UK (nedir ne demek)

  1. Candan, yürekten, içten, samimi
  2. Sağlam, sıhhatli
  3. Kuvvetli, kuvvet veren
  4. Heartily içtenlikle, samimiyetle
  5. Yürekten, candan, içten, canlandırıcı, sağlam, kuvvetli, canlı, dinç, zinde, bol, çok

meal  US UK (nedir ne demek)

  1. Anlam, kavram, mefhum
    Örnek: Her cepheden tek mealde bir telgraf geliyor. A. Gündüz
  2. Ortaya çıkan şey, sonuç, netice.
  3. (en) A part; a fragment; a portion.
  4. (en) The portion of food taken at a particular time for the satisfaction of appetite; the quantity usually taken at one time with the purpose of satisfying hunger; a repast; the act or time of eating a meal; as, the traveler has not eaten a good meal for a week; there was silence during the meal.
  5. (en) Grain that is coarsely ground and unbolted; also, a kind of flour made from beans, pease, etc.; sometimes, any flour, esp. if coarse.
  6. (en) Any substance that is coarsely pulverized like meal, but not granulated.
  7. (en) To sprinkle with, or as with, meal.
  8. (en) To pulverize; as, mealed powder. coarsely ground foodstuff; especially seeds of various cereal grasses or pulse the food served and eaten at one time any of the occasions for eating food that occur by custom or habit at more or less fixed times.
  9. (en) Meaning. purport. signification.
  10. (en) The food served and eaten at one time. any of the occasions for eating food that occur by custom or habit at more or less fixed times. coarsely ground foodstuff; especially seeds of various cereal grasses or pulse.
  11. Öğün, yemek, kaba un
  12. Yemek, öğün
  13. Yemek zamanı
  14. Elenmemiş kaba un
  15. Una benzer şey

bol (nedir ne demek)

  1. İçine girecek şeyin boyutlarından daha büyük veya geniş olan, dar karşıtı
    Örnek: Bol zamanıma yetişti de ben onu böyle şımarık büyüttüm. P. Safa
  2. Nicelik bakımından olağandan veya alışılandan çok, kıt karşıtı
    Örnek: Demek ki zeytinin bol ve ucuz olduğu bir yerdeymiş. B. Felek
  3. Özel bir cam içinde likör, şarap, meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içki.
  4. Haplardan daha büyük ve daha yumuşak kıvamda, genellikle uzunluğuna yuvarlak veya yumurta biçiminde, çiğnenmeden yutulabilen ve döl yatağı yoluyla kullanılan ilaç türü, bolus, lokma.
  5. (en) Abundant. plentiful. generous. plenty. full. rich. wealthy. loose. hefty. wide. baggy. abounding. affluent. ample. bounteous. bountiful. copious. effusive. exuberant. fecund. flush. handsome. hearty. lavish. liberal. lush. luxuriant. opulent. plenteo.
  6. (en) Abundant. ample. baggy. copious. full. hearty. large. lavish. lush. luxuriant. opulent. plenteous. plentiful. profuse. rank. redundant. rich. loose. wide.
  7. (en) Abundant. ample. copious. plentiful. too large. abounding. bounteous. effusive. fat. full. generous. handsome. hearty. hefty. liberal. luxuriant. opulent. profuse. profusely. rich. rife. spacious. superabudant. unsparing. unstinting. wealthy.
  8. (en) Bill of Lading transport or Document used to acknowledge receipt of goods; may also be used to serve as a contract for the cargo. Bill of Lading Document used to acknowledge receipt of goods; may also serve as a contract for the transport of cargo.
  9. (en) Bill of Lading refers to the document on which a carrier acknowledges receipt of materials loaded onto the truck.
  10. (en) Beginning of Life.
  11. (en) Oak Lawn Branch Library.
  12. (en) Bolometers technical device. [Welsh belly] Also as 'bwl'.
  13. (en) Begin Of Life.
  14. (la) bolus

yemek(nedir ne demek)

  1. Yeme, karın doyurma işi
    Örnek: Yemekten sonra gocuğuna sarar yatırırdı beni. N. Cumalı
  2. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam.
  3. Günün belli saatlerinde yenilen besin
    Örnek: Yemek ya kahvaltıda ya da yemekte yenir. Arada bir şey yenmez. H. Taner
  4. Konuklara yiyecek verilerek yapılan ağırlama
    Örnek: Pek protokolcü olduğu için yemek sessiz geçiyordu. F. R. Atay
  5. Ağızda çiğneyerek yutmak
    Örnek: Adam o kadar çabuk yiyor ki, hizmetçi ekmek yetiştiremiyor. B. Felek
  6. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek
    Örnek: Necla onun böyle kendinden geçercesine çalıştığını gördükçe üzüntüden tırnaklarını yiyor. H. Taner
  7. Isırmak.
  8. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak.
  9. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak
    Örnek: Kendini topladı ama, fena yerinden gagayı yedi sanırım... M. Ş. Esendal
  10. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek.
  11. Harcamak, tüketmek, bitirmek
    Örnek: Mirası sen yedin, zahmeti ben çekiyorum, diye latife ediyordu. M. Ş. Esendal
  12. Yasal yoldan cezalandırılmak.
  13. Yemek yeme, karın doyurma işi
  14. (en) Chow. dinner. dish. eat. food. grub. meal. repast. scoff. scran. crop. eat. ingest.
  15. (en) Abrade. board. course. crop. dinner. dish. eat. eats. erode. feed. food. grub. have. keep. partake. repast. swallow. table. meal. to eat. to consume. to accept.
  16. (en) To eat. to spend recklessly. to corrode. to consume.

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Sözlük