|
hazine borçlanma belgiti
-
Devletin orta ve uzun süre ile çıkardığı borç belgiti.
-
Treasury bond
-
Bon de trésor
-
Altın, gümüş, mücevher vb. değerli eşya yığını, büyük servet
Örnek:
Dünyanın hazinelerine başını çevirip bakmazdı. R. H. Karay
-
Değerli şeylerin saklandığı yer.
-
Gömülü veya saklıyken bulunan değerli şeylerin bütünü.
-
Kaynak
Örnek:
Ağaç, rutubetin hazinesidir. F. R. Atay
-
Devlet malı veya parası.
-
Devlet malının veya parasının saklandığı yer.
-
Devletin altın, döviz, bono ve nakit işlemlerini maliye ile birlikte düzenleme görevini üstlenen makam.
-
Büyük bağlılık duyulan, değer verilen şey veya kimse.
-
Devlet gelirlerinin toplandığı ve giderlerinin yapıldığı kurum.
-
Altın, gümüş, mücevher vb. değerli eşya yığını.
-
Altın, gümüş, mücevher gibi değerli eşya, servet.
-
Büyük bağlılık duyulan, değer verilen kimse.
-
Coffers. treasure. exchequer. stores. riches. coffer. repertory. store. storehouse. thesaurus. treasure house. trove.
-
Exchequer. treasure. treasury. strong room. treasure trove. national treasury. source. public treasury. excgequer.
-
Treasury. exchequer. purse. strongroom. treasure-trove. national treasury. a treasure. a much-valued person / thing. storage place. depot. treasury department / house. repertory. safe deposit. coffers. gazophylacium. jewel house. repository. storeroom. th.
-
treasury
-
Treasury, revenue
-
Borçlanmak işi, istikraz.
-
Bir kişi, şirket, kurum veya hükümetin ödünç mali kaynak sağlaması.
-
Borrowing. loan.
-
Going into debt. loan contracted.
-
Loan, borrowing
-
Senet.
-
Bir önermeyi tanıtlamak için gösterilen ve daha önce doğru diye kabul edilen başka önerme, hüccet, burhan.
-
Sened (bk. dayanç).
-
Deed, voucher, receipt " senet; proof, evidence"
-
Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer
Örnek:
Tam bağın ortasına geldikleri zaman düşman askerlerini gördüler. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre.
-
Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm
Örnek:
Seccadesini ortasından kesip ikiye böldüler. Ö. Seyfettin
-
İyi ile kötü arasındaki durum, vasat.
-
Görünür, algılanır durum
Örnek:
Moralinin, inadının, zaman zaman da aşırı ataklığının nedeni ortadadır. H. Taner
-
Topluluk içinde, arasında.
-
Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece.
-
Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen.
-
Görünçlüğünortasında yer alan bölüm;ortaya düşen yerler.
-
middle
-
Middle. mid. central. medium. middling. intermediate. fair. in-between. intermediary. mean. medial. median. mediate. mediocre. mesial. mesne. moderate. passable. secondary. middle. center. centre. mean. midst. bosom. c. median. medium. mid-. meso-. m.
-
Average. centre. fair. indifferent. intermediate. medial. median. mediocre. medium. middle. middling. moderate. normal. tolerable. central. midst. center. mean.
-
İntermediate. medium. middle. middling. moderate. middle part. central part. central (thing. average. centre. centrum. the common run. heart. in between. mainstream. medial. mediocre. mesne. mid. midst.
-
Mittelgrund
-
milieu
uzun(nedir ne demek)
-
İki ucu arasında fazla uzaklık olan, kısa karşıtı.
-
Başlangıcı ile bitimi arasında fazla zaman aralığı olan, çok süren
Örnek:
Uzun ince bir yoldayım / Gidiyorum gündüz gece. Âşık Veysel
-
Ayrıntılı, derinlemesine
Örnek:
Uzun düşündüğünü unuttuğu ve düşüncelerinin yönünü kaybettiği bir anda yemeğe çağırdılar. H. E. Adıvar
-
Long. tall. lengthy. extended. prolonged. maxi. far-off. faraway. interminable. prolix. long-. maxi-. macro-.
-
Long. spindly. tall. tail.
-
Baguette. far. great. lengthy. long. tagliatelle. tall.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|