|
hayat sigortası
-
Bir kimsenin, yaşlılık çağında kendisine veya mirasçılarına para ödenmesi şartıyla yaptığı sigorta anlaşması, yaşam güvencesi.
-
Bk. yaşam sigortası
-
Life insurance.
-
Hayat sigortası.
-
Sigortalının, yaşam boyu veya belirtilen süre boyunca ödediği prim karşılığında sürenin bitimi ya da ölüm durumunda poliçe gereği kendisinin, vârislerinin ya da bir başkasının yararlandığı bir sigorta türü.
-
Life assurance / insurance.
-
Life insurance
-
Canlı, sağ olma durumu.
-
Yaşam
Örnek:
Hayat sahnesinde yetmiş üç yaşın basamaklarındayım. H. F. Ozansoy
-
Biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı.
-
Durum
Örnek:
Uzun dualardan sonra bana denizcilik hayatını anlatmaya başladı. R. N. Güntekin
-
Geçim şartlarının bütünü
Örnek:
Hayatımı yazılarımla kazanırım. H. E. Adıvar
-
Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma.
-
Yazgı.
-
Yaşamayı sağlayan şartların bütünü.
-
Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa.
-
Avlu.
-
Balkon.
-
Sundurma.
-
Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı.
-
Bk. yaşam
-
Bir hayvan ya da bitkiyi anorganik ya da ölmüş organik maddeden ayıran özellik. Canlının metabolizma, büyüme, üreme, çevreye uyum gibi gösterdiğihayatî olaylar.
-
Yaşam, dirim.
-
Canlılarda, doğumdan ölüme kadar geçen süre
-
Yaşama, yaşayış.
-
Living. life. living. vita. existence. experience. heart's-blood. race.
-
Living. life. vita. existence. experience. heart's-blood. race.
-
life.
-
life
-
vie
-
vita:hayat
-
Bir şeyin veya bir kimsenin herhangi bir yönden ileride karşılaşabileceği zararı gidermek için, önceden ödenen prim karşılığında bu işle uğraşan kuruluşla yapılan iki taraflı bağlantı sözleşmesi
-
Bu tür sözleşmeleri yapan şirket.
-
Özellikle elektrik devresinde, akım çok güçlü olduğunda eriyerek güvenliği sağlayan, kazayı önleyen nesne veya düzen
Örnek:
Bir hatta giden sigorta yanarsa o hattın lambaları söner. S. F. Abasıyanık
-
Bk. güvence
-
Bk. korunç
-
İnsurance. insurabile. insurance. assurance. fuze. fuse.
-
Assurance. fuse. insurance.
-
İnsurance. assurance. fuse. aids to trade. cover. safety net.
-
Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi, şahıs, nefer
Örnek:
Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum. N. Cumalı
-
Olumsuz cümlelerde kişi
-
Person. one. soul. cad. thing. wallah. wight. somebody. anybody. anyone. someone. one. no one. nobody. no man.
-
Any. anybody. party. people. person. sort. soul. someone. somebody. anyone. nobody. no one.
-
Someone. somebody. anyone. anybody. nobody. no one. anybody anyone. individual. soul. wight.
yaşlılık(nedir ne demek)
-
Yaşlı olma durumu
Örnek:
Yüzüne bir yaşlılık gelmiş vücudunu bir ağırlık kaplamış. R. H. Karay
-
Senile. age. old age. senescence. senility.
-
Age. old age. advanced years.
-
Old age.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|