|
hava gazı
-
Maden kömüründen çıkarılan, yakılarak ışık veya ısı sağlanan gaz
Örnek:
Her tarafa borular döşetti. Hava gazı, su, elektrik getirtti. H. Taner
-
Boş laf, önemsiz şey.
-
Yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı.
-
Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü
Örnek:
Hava biraz bozukçaydı, dışarıda serin bir yağmur çiseliyordu. M. Ş. Esendal
-
Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu
Örnek:
Havanın üşütecek kadar serinlemiş olmasına göre sabah yakın. R. N. Güntekin
-
Gökyüzü.
-
Çevreyi kuşatan boşluk.
-
Esinti.
-
Müzik parçalarında tür
Örnek:
Kâğıthane havası tutturur, bahriye çiftetellisi çalardık. S. F. Abasıyanık
-
Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi.
-
Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı.
-
Yeryuvarını saran uçun ve uçuk katmanın oluşturduğu akışkan ortam.
-
Yeryuvarını saran uçun ve uçuk katmanın oluşturduğu akışkan ortam.
-
Dramatik durumu, karakterler, konuşma, dekor, giyim-kuşam, ışık, müzik aracılığıyla bir oyunun özelliğini, tinsel iklimini ortaya çıkaran öğe.
-
Belirli bir çevreye, başka çevrelerden ayrı, değişik bir özellik sağlayan öğelerin oluşturduğu bütün.
-
atmosphere
-
Air. aerial. atmospheric. air. airs. shades. sky. weather. climate. wind. ambiance. ambience. aroma. atmosphere. aura. flavor. flavour. mood. ostentation. showing-off. side. splash. splurge. strain. swank. vanity. aero-.
-
Air. aerial. atmospheric. airs. shades. sky. weather. climate. wind. ambiance. ambience. aroma. atmosphere. aura. flavor. flavour. mood. ostentation. showing-off. side. splash. splurge. strain. swank. vanity. aero-. airborne. bubble. flourish. tone. tune.
-
Air. atmosphere. tune. weather. wind. climate. the sky. breeze. melody. nothing. airs. affectation. ambience. exhale. strain.
-
air
-
Atmosphäre
-
Luft
-
Atmosphère, ambiance
-
ambiance
-
air
-
Tül.
-
Normal basınç ve sıcaklıkta olduğu gibi kalan, içinde bulunduğu kabın her yanına yayılma ve bu kabın iç yüzeyinin her noktasına basınç yapma özelliğinde olan akışkan madde.
-
Yağı, petrol
Örnek:
Aklıma geldi, kilerden bir teneke gaz çıkarttım. A. Gündüz
-
Sindirim borusunda, ağızdan yutulan hava ile mayalanma sonucu oluşan uçucu maddelerin karışması.
-
lambası
Örnek:
Gözümü açtım ki gazlardan ikisi de sönmüş. A. Rasim
-
Doğal gaz.
-
Gaz yağı, petrol
-
Gaz lambası
-
Bk. uçun
-
Bir özdeğin moleküllerinin özgürce ötelenme devinimi yapabildikleri, sınır yüzeyi olmayan evre.İng.: gas Fr.:gaz Alm.: gas
-
Gaseous. gas. oil. fuel gas. exhalation. aero-.
-
Fume. kerosene. gas. oil. flatulence. wind.
-
Gas. kerosene. illuminating oil. vapor. vapour. fume. gaseous. aeriform. gauze. public-utility company. exhale.
-
Bayrağın uçkurluk karşısındaki kenarı.
-
Özdecikleri ya da öğecikleri erkince devinebilen ve bulunduğu oylumu tam olarak dolduran özdek halleri.
-
Özdecikleri ya da öğecikleri erkince devinebilen ve bulunduğu oylumu tam olarak dolduran özdek halleri.
-
gas
-
Gas
-
gaz
-
Yer kabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenlerle oluşan, ekonomik yönden değer taşıyan mineral.
-
Bu mineralden yapılmış.
-
Ocağı veya maden işletmesi.
-
Çok değerli şeyleri kapsayan kaynak.
-
Uyuşturucu, esrar, eroin
Örnek:
İstersen sana biraz maden vereyim de çek! O. C. Kaygılı
-
Kolay ve iyi kazanç sağlayan iş veya parası elinden kolaylıkla alınan kimse.
-
Metal.
-
Maden ocağı veya maden işletmesi.
-
Metal. mineral. mine. diggings. ore. quarry.
-
Metal. mine. gold mine. mineral.
-
Metal. mine. mineral. rich source. gold mine. minepit. metallic. metalline. ore.
-
maggots.
-
Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk
Örnek:
Okuyabilmek için kapıdaki ışık yeterli değildi. H. E. Adıvar
-
Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç.
-
Elektrik.
-
Resim sanatında ışıklı, parlak yer.
-
Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı
Örnek:
Bütün gözlerden manalı ışıklar sıçrıyordu. P. Safa
-
Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb
Örnek:
Sevgili Behçet Necatigil şiirimizin vazgeçilmez ışıklarından biri olarak ayrıldı aramızdan. N. Cumalı
-
Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma.
-
Yönetmenin, sahnenin ya da salonun aydınlatılması için verdiği buyruk.
-
Göze uyarımda bulunan ve beyin tarafından yorumlandığında görme duyusuna, yani görülebilir ışığa yol açan elektromıknatıs ışınım. Başka bir deyişle, ışımayla yayılan ve görme duyusuyla algılanan erke biçimi. (Bu elektromıknatıs ışınım, 4x10-7 m ile 7,7x10-7 m arasındaki dalga uzunluklarında yer alır. Dalga uzunluklarındaki değişiklikler gözde değişik duyulara yol açarak değişik renkleri oluşturur).
-
Aydınlık, ziya.
-
Mutluluk, sevinç veya zekadan doğan, yüzde ve gözlerde beliren parıltı.
-
Mec. Yol gösteren, aydınlatan, önderlik eden kimse.
-
light
-
Light. gleam. lamp. luminary. photo-.
-
Light. gleam. lamp. luminary. photo-. beam.
-
Light. light (luminous energy. any source of light. bathe. doppler effect.
-
lights!
-
Licht
-
lumière
-
lumière!
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|