Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > halt yemek nedir, halt yemek ne demek (halt yemek nnd)

halt yemek nedir, halt yemek ne demek?

halt yemek

  1. Yakışıksız ve kötü bir iş yapmak.
  2. (en) To make a great blunder, to put one's foot in it.

halt   US UK (nedir ne demek)

  1. Bir şeyi başka bir şeyle karıştırma.
  2. Uygunsuz söz söyleme, uygunsuz iş yapma.
  3. Uygun olmayan, beğenilmeyen şey
    Örnek: Zehri şurupla, daha bilmem ne haltla karıştırıp yudum yudum içmek, pis şey, iğrenç şey. R. N. Güntekin
  4. (en) Stop in marching or walking, or in any action; arrest of progress.
  5. (en) To hold one's self from proceeding; to hold up; to cease progress; to stop for a longer or shorter period; to come to a stop; to stand still.
  6. (en) To stand in doubt whether to proceed, or what to do; to hesitate; to be uncertain.
  7. (en) To cause to cease marching; to stop; as, the general halted his troops for refreshment.
  8. (en) Halting or stopping in walking; lame.
  9. (en) The act of limping; lameness.
  10. (en) To walk lamely; to limp.
  11. (en) Highly accelerated life test See accelerated life test.
  12. (en) The command for stop.
  13. (en) Stop; a command.
  14. (en) Stop IMMEDIATELY whatever you are doing, step back and lower your sword.
  15. (en) Interrupt interpreter.
  16. (en) Same as trading halt A halt ceases all trading activity on a stock This can only be done by a Market Surveillance Officer who is also the person who authorizes the re-opening of the stock A halt can be initiated at any time due to material news releases or a trading imbalance.
  17. (en) Type of system shutdown that stops the processor but does not reboot the system When the system is halted, the operating system is no longer running, and the console subsystem is started This state is also known as console mode and is recognizable by the console mode prompt, which is represented by three right arrow characters A system can be halted by using the shutdown -h now command.
  18. (en) The point at which a computer stops running.
  19. (en) Highly accelerated life testing.
  20. (en) An issue is halted when it is temporarily halted from trading, usually for 30 minutes, during the time when news from the issuing company is being disseminated over the news wires A trading halt gives investors an equal opportunity to evaluate news and make their buy, sell and hold decisions accordingly A trading halt may also be imposed for purely regulatory reasons, either by the Nasdaq Stock Market or an exchange.
  21. (en) Just , foothold , halt , stay , stop.
  22. (en) 3d pers.
  23. (en) Sing.
  24. (en) Pres.
  25. (en) Of Hold, contraction for holdeth.
  26. (en) To have an irregular rhythm; to be defective.
  27. (en) Cause to stop; 'Halt the engines'; 'Arrest the progress'; 'halt the presses'.
  28. (en) Mistaking one thing for another.
  29. (en) Mix up cross actions.
  30. (en) Rude and stupid remark.
  31. (en) The state of inactivity following an interruption; 'the negotiations were in arrest'; 'held them in check'; 'during the halt he got some lunch'; 'the momentary stay enabled him to escape the blow'; 'he spent the entire stop in his seat'.
  32. (en) The event of something ending; 'it came to a stop at the bottom of the hill'.
  33. (en) An interruption or temporary suspension of progress or movement; 'a halt in the arms race'; 'a nuclear freeze'.
  34. (en) Come to a halt, stop moving; 'the car stopped'; 'She stopped in front of a store window'.
  35. (en) Stop from happening or developing; 'Block his election'; 'Halt the process'.
  36. (en) Stop the flow of a liquid; 'staunch the blood flow'; 'them the tide'.
  37. (en) Disabled in the feet or legs; 'a crippled soldier'; 'a game leg'.
  38. (en) Halting your system is important if you are going to be away from your system for an extended period Halting your system means that Linux stops all running applications cleanly and turns off the system power Once the system is halted , you may need to manully turn off your monitor to complete a system shutdown.
  39. (en) Stop the system.
  40. (en) To intentionally stop the system from running; for example, in preparation for turning off the power.
  41. (en) The common term and command for stop.
  42. (en) An official location with little infrastructure, perhaps just a sign and raised earth bank.
  43. (en) Stopping the horse When leading the horse, do not stop until the horse does The verbal signal is a confident, drawn-out 'Whooooa', not 'Whoa!'.
  44. ), eski topal, aksak
  45. ), (f.) duruş
  46. Durma, duraklama
  47. Mola
  48. Durmak
  49. Duraklamak, durdurmak
  50. Kusurlu olmak, eksik olmak (vezin)
  51. Duraksamak, tereddüt etmek
  52. Durdurmak, durmak, duraksamak, tereddüd etmek, topallamak, aksamak, bocalamak, tökezlemek, sendelemek
  53. Dur!

yemek (nedir ne demek)

  1. Yeme, karın doyurma işi
    Örnek: Yemekten sonra gocuğuna sarar yatırırdı beni. N. Cumalı
  2. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam.
  3. Günün belli saatlerinde yenilen besin
    Örnek: Yemek ya kahvaltıda ya da yemekte yenir. Arada bir şey yenmez. H. Taner
  4. Konuklara yiyecek verilerek yapılan ağırlama
    Örnek: Pek protokolcü olduğu için yemek sessiz geçiyordu. F. R. Atay
  5. Ağızda çiğneyerek yutmak
    Örnek: Adam o kadar çabuk yiyor ki, hizmetçi ekmek yetiştiremiyor. B. Felek
  6. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek
    Örnek: Necla onun böyle kendinden geçercesine çalıştığını gördükçe üzüntüden tırnaklarını yiyor. H. Taner
  7. Isırmak.
  8. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak.
  9. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak
    Örnek: Kendini topladı ama, fena yerinden gagayı yedi sanırım... M. Ş. Esendal
  10. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek.
  11. Harcamak, tüketmek, bitirmek
    Örnek: Mirası sen yedin, zahmeti ben çekiyorum, diye latife ediyordu. M. Ş. Esendal
  12. Yasal yoldan cezalandırılmak.
  13. Yemek yeme, karın doyurma işi
  14. (en) Chow.
  15. (en) Dinner.
  16. (en) Dish.
  17. (en) Food.
  18. (en) Grub.
  19. (en) Meal.
  20. (en) Repast.
  21. (en) Scoff.
  22. (en) Scran.
  23. (en) Crop.
  24. (en) İngest.
  25. (en) Abrade.
  26. (en) Board.
  27. (en) Course.
  28. (en) Eats.
  29. (en) Erode.
  30. (en) Feed.
  31. (en) Have.
  32. (en) Keep.
  33. (en) Partake.
  34. (en) Swallow.
  35. (en) Table.
  36. (en) To eat.
  37. (en) To consume.
  38. (en) To accept.
  39. (en) To spend recklessly.
  40. (en) To corrode.

yakışıksız (nedir ne demek)

  1. Yakışık almayan, uygunsuz, çirkin, münasebetsiz (tavır, hâl vb.)
    Örnek: Bundan büyüğü pek yakışıksız olur. T. Buğra
  2. (en) Unseemly.
  3. (en) İmproper.
  4. (en) Unbecoming.
  5. (en) İndecent.
  6. (en) Unsuitable.
  7. (en) Rude.
  8. (en) İll assorted.
  9. (en) İn bad form.
  10. (en) İncorrect.
  11. (en) İnfra dig.
  12. (en) Uncalled for.

kötü (nedir ne demek)

  1. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, fena, iyi karşıtı.
  2. Zararlı, tehlikeli.
  3. Korku, endişe veren
    Örnek: Yabancının bu kötü kasdına yalnız azmimizle karşı koyduk. R. E. Ünaydın
  4. Hoşa gitmeyen.
  5. Kaba ve kırıcı
  6. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan.
  7. İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan (kimse).
  8. İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse).
  9. İyinin karşıtı olan. 1- Değersiz bulmanın, kınamanın, ayıplamanın konusu olan her şey; istencin yasaya uygun bir biçimde karşı gelmeye ve elinden geldiğince değiştirmeye hakkı olduğu her şey. 2- Ahlâk değerlerine ve törel istence karşı olan her şey. Bu anlamda: a. Düzen bozucu ve yıkıcı olarak beliren şeyler, b. Olumsuzluk ve yadsıma ilkesi olarak beliren şeyler.
  10. (en) Amiss.
  11. (en) Beastly.
  12. (en) Bitter.
  13. (en) Corrupt.
  14. (en) Deep.
  15. (en) Dissolute.
  16. (en) Poor in quality.
  17. (en) Deleterious.
  18. (en) Disgusting.
  19. (en) Egregious.
  20. (en) Graceless.
  21. (en) Hard.
  22. (en) Maleficent.
  23. (en) Evil, wrong.
  24. (en) Evil.
  25. (en) Wicked.
  26. (en) Horrible.
  27. (en) Black.
  28. (en) Chintzy.
  29. (en) Dark.
  30. (en) Devilish.
  31. (en) Dread.
  32. (en) Dreadfull.
  33. (en) Feeble.
  34. (en) Fierce.
  35. (en) Grotty.
  36. (en) Harmful.
  37. (en) Haunted.
  38. (en) Hedge.
  39. (en) Hellish.
  40. (en) Horrid.
  41. (en) İndifferent.
  42. (en) İniquitous.
  43. (en) Lousy.
  44. (en) Malign.
  45. (en) Miscreant.
  46. (en) Nasty.
  47. (en) Nefarious.
  48. (en) Obnoxious.
  49. (en) Offensive.
  50. (en) Poor.
  51. (en) Dreadful.
  52. (en) Evildoer.
  53. (en) Fatal.
  54. (en) Foul.
  55. (en) Hopeless.
  56. (en) Miserable.
  57. (en) Nice.
  58. (en) Pernicious.
  59. (en) Poisonous.
  60. (en) Reprobate.
  61. (en) Rotten.
  62. (en) Seamy.
  63. (en) Sinful.
  64. (en) Sinister.
  65. (en) Ugly.
  66. (en) Unfavourable.
  67. (en) Unwell.
  68. (en) Worthless.
  69. (en) Wretched.
  70. (en) Wrong.
  71. (en) Malignant.
  72. (en) Manky.
  73. (en) Naughty.
  74. (en) Satanic.
  75. (en) Shady.
  76. (en) Squalid.
  77. (en) Unholy.
  78. (en) Unsavory.
  79. (en) Venomou.
  80. (fr) Mal

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
0.011