|
hale yola koymak
-
Iyi bir düzen vermek, tertiplemek.
-
Ayın çevresinde görülen ışık halkası, ağıl, ayla
Örnek:
Üstünde gençliğin, masumiyetin, saadetin verdiği bir hale vardı. H. C. Yalçın
-
Hristiyanlıkta aziz sayılanların resimlerinde başları çevresinde çizilen daire.
-
Bk. ayla.
-
Bk. ışık aylası
-
Bk. ayla
-
Bk. ağıl
-
Bazen güneşin ve ayın çevresinde görülen ışıklı daire, ayla.
-
Aureole.
-
Halo. halo.
-
Sound; entire; healthy; robust; not impaired; as, a hale body.
-
Welfare.
-
Halo (round the moon. circle. corona. glory. halo. nimbus.
-
United States astronomer who discovered that sunspots are associated with strong magnetic fields. prolific United States writer. to cause to do through pressure or necessity, by physical, moral or intellectual means :'She forced him to take a job in the city'; 'He squeezed her for information'. draw slowly or heavily; 'haul stones'; 'haul nets'. exhibiting or restored to vigorous good health; 'hale and hearty'; 'whole in mind and body'; 'a whole person again'. healthy and strong, as in: Astronauts must be hale and hearty people to cope with the hardships of space travel.
-
(f.) surüklemek .hale into court mahkemeye celbetmek.
-
(s.) sağlam, dinç, zinde.
-
F. sürüklemek
-
Ayın ve bazı yıldızların dolayındaki ışık çevresi, ay ağılı, ayevi, hale.
-
Bazı kutsal kişilerin başı etrafında gösterilen ışık çevresi.
-
Puslu havalarda Güneş ya da Ay tekerini uzaktan saran ışıklı halka; bir kuyrukluyıldızı saran ışıklı küre; Samanyolu ve benzeri dizgelerin dışına doğru dağılmış olan yıldız kümeleri ve RR-Lyr yıldızlarının oluşturduğu büyük küre.
-
Belirli bir etki yaratmak amacıyla özel bir aydınlatmaya başvurularak baş çevresinde oluşturulan ışıklı teker; ağılın istenilerek yapılanı.
-
Aureol
-
Halo. aureola. corona. ring. aureole. gloriole. glory. nimbus.
-
Halo ağıl. hale.
-
Corona. halo. nimbus.
-
Halo
-
Strahlenkranz, Aureole
-
Auréol
-
Halo
-
Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek
Örnek:
Öteki elini doktorun omzuna koydu. S. F. Abasıyanık
-
Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak.
-
Bırakmak.
-
Katmak, eklemek
-
İmza, tarih, adres yazmak.
-
Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak
-
Etkilemek, dokunmak.
-
Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak
-
Put. place. set. plant. lay. position. rest. stick. closure. dot smb. one. lay down. lay on. park. put down. set down. sting.
-
Apply. deposit. lay. park. place. post. put. set. stick. wrap. to put. to place. to set. to lay. to pour. to impose. to affect. to sadden. to move.
-
To put. to place. to let go. to affect. to upset. to bother. to move. to appropriate. to set aside.
-
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı
Örnek:
Bir aralık iyi fal bildiğimi haremde duyurdum. F. R. Atay
-
Bol, yararlı, kazançlı.
-
Çok.
-
Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren.
-
Esen, sağlıklı.
-
Yerinde, uygun.
-
Yeterli, yetecek miktarda olan
Örnek:
Annemin simasını şimdi iyi hatırlayamıyorum. Y. K. Beyatlı
-
Öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan orta ile pekiyi arasındaki not.
-
1- (Geniş anlamında) a. İşe yarar, ereğine, özüne uygun, doğru yapılmış; doğasına uygun. b. İstenmeğe değer olan. c. Değere yönelmiş, değere ilişkin, değerle belirlenmiş, değerli. 2- Ahlâkın ve ahlâk felsefesinin temel kavramı: Ahlaksal değer; ahlaksal olanın olumlu ana niteliğini gösteren özel kavram; ahlâkça değerli olan (karşıt kavramı: kötü). Ahlâk felsefesinde şu anlamlarda kullanılır: a. (Skolastikte) Tanrı'nın istemiş olduğu dünyadaki varlık düzeni ile uyum. b. (Kant'ta) İstencin, içerik bakımından değil de, yalnızca ahlâk yasasınca belirlenmiş olan biçimsel niteliği. 3- Somut kişi ya da edim değeri. // İyi, değerler düzeninde yüksek değerleri seçmede ortaya çıkar. Buna karşılık kötü, aşağı değerlerin yeğ tutulmasında kendini gösterir. Ayrıca: "Yararlı olaniyidir." (yararcılık) ya da "Haz vereniyidir." (hazcılık) görüşleri.
-
Good. fine. fair. well. all right. alright. great. okay. ok. sound. agreeable. comfortable. decent. well enough. gratifying. happy. just. kind. o.k. well. fine. decently.
-
Bonny. decent. fine. good. goodish. likely. nice. okay. passable. pretty. right. salubrious. well. suitable. fair. all right!. ok!.
-
Good. well. plentiful. abundant. in good health. bonny. decent. fine. okay. pretty. right.
-
Good
-
Bien
-
Bonus
-
[iğdemir -2]: Su değirmenlerinde üst taşı döndüren demir. (Köprü *Şarkikaraağaç -Isparta) [iğdemir -2] : (Kandilli *Bozüyük -Bilecik)
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|