|
hacet görmek
-
Gerekli bulmak, gerekli saymak.
-
Herhangi bir şey için gerekli olma, gereklilik, lüzum.
Örnek:
Bu devri yüz defa yapabildiniz mi, mutlaka her hacetiniz de yerine gelir. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Küçük veya büyük abdest.
-
İhtiyaç duyulan şey, gerekli şey
Örnek:
Zile basacaktı, hacet kalmadı. R. H. Karay
-
Tanrı'Dan veya kutsal sayılan kişiden beklenen dilek
-
Need. requirement. necessity. the need to relieve oneself.
-
Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek
Örnek:
Merdivenin başındaki paravanın arkasında garip bir sahne gördüm. A. Gündüz
-
Anlamak, kavramak, sezmek
Örnek:
Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin. R. E. Ünaydın
-
Yanına gidip konuşmak.
-
Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek.
-
Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak
Örnek:
Hangi memlekete gitsek, resmî makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük. F. R. Atay
-
Yapmak, etmek.
-
Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak.
-
Almak.
-
See. observe. spot. view. catch sight of. get sight of. consider. wake to. waken. sight. see into. behold. experience. espy.
-
Behold. catch. distinguish. espy. experience. know. look. perceive. place. recognize. remember. see. sight. spot. square. tip. treat. view.
-
To see. to see and recognize. to spot. to recognize. to realize. to consider. to judge. to regard. to experience. to live through. to perform. to pay. to receive from another. to face (in the direction of.
-
transact
-
Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip
Örnek:
Bize gerekli olan şey, adamakıllı bir harita, bir de kılavuz. H. E. Adıvar
-
Necessary. essential. wanted. requisite. imperative. indispensable. material. needful. obligatory. ought.
-
Due. essential. imperative. indispensable. integral. necessary. required. requisite. needed.
-
Necessary. required. needed. integral. mandatory. material. needful. positive. requisite. serviceable.
bulmak(nedir ne demek)
-
Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak
Örnek:
Kafam her an bir konu bulmak için bin bir çeşit şeye müracaat ediyor. H. E. Adıvar
-
Bir şeyi elde etmek.
-
Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek.
-
Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek
Örnek:
Şu kuvvetin, cevherin sırrını bulmaya çalışıyorum. S. F. Abasıyanık
-
İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek.
-
İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak
Örnek:
Kadınlık namına düşündüğüm şeylerin hiçbirini karımda bulamadım. Ö. Seyfettin
-
Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak
Örnek:
Böylece yılın ortasını bulduk. R. H. Karay
-
Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak
Örnek:
Ben de bunu akıllıca buldum. M. Ş. Esendal
-
Find. invent. discover. hit. reach. meet. obtain. ascertain. clear up. cogitate. contrive. devise. go for. happen on. happen upon. procure. provide with. reason. strike. strike out. study out. turn up.
-
Contrive. detect. devise. discover. find. invent. reach. suss. total. trace. to find. to detect. to determine. to find out. to discover. to invent. to devise. to amount to. to total.
-
To find. to discover. to invent. to amount to. to be punished. to recall. attain. detect. to make discovery. find out. mint. provide. rustle up. secure. spot. strike. turn up. work out at.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|