|
gizli açlık
-
Bir toplumda, bir toplumsal kümede nüfus beslenmesinin çok geniş ölçüde sınırlı sayıda besinlere (örneğin tahıla ya da pirince vb.) dayalı olması, sağlıklı beslenme için zorunlu olan besin yapıtaşlarının (vitaminler, tuzlar vb.) ise yetersiz ölçüde alınması durumu.
-
Disguised famine
-
Famine déguisée
-
Görünmez, belli olmaz bir durumda olan, edimsel karşıtı.
-
Başkalarından saklanan, duyurulmayan, saklı kalan, mahrem, mestur
Örnek:
İki komutan arasında o gün gizli bir anlaşma yapıldığı söylentisi çıkmıştı. H. Taner
-
Niteliği anlaşılmayan, bilinmeyen.
-
Saklı olarak, saklayarak
Örnek:
Mektubu senden gizli posta kutusuna attım. M. Yesarî
-
Hidden. concealed. secret. classified. confidential. esoteric. unknown. clandestine. covert. sealed. restricted. underground. arcane. back-door. blind. closet. under cover. cryptic. cryptical. dark. disguised. furtive. hole-and-corner. hugger-mugger.
-
Clandestine. confidential. covert. cryptic. dark. inside. latent. occult. runaway. secret. sneaking. surreptitious. ulterior. undercover. underground. underhand. veiled. hidden. concealed. classified. arcane. furtive.
-
Hidden. confidential. concealed. occult. secret. secretly. arcane. a huis clos. back-door. blind. bush telegraph. cabinet. clandestine. classified. close. cryptic. crypto -. dark. esoteric. furtive. hush hush. inner. between you and me and the lamppost. l.
-
Sır
Örnek:
O gün çözer gibi olmuştu Kütahya çinilerindeki dipdiri renklerin gizini. N. Cumalı
-
Yelken gemilerinde mizana direği denilen kıç direkte eğik duran bayrak sereni.
-
Kentsoylu tiyatrosunun «iyi kurulu oyun» anlayışında, seyirciye bildirilen, ama oyun kişilerinin bilmedikleri bir şey. Bugiz oyunun çözüm kesiminde aydınlanır.
-
Gizli tutulan şey, sır.
-
Mystery. riddle. secret. gaff.
-
Mystery.
-
Secret
-
Secret
-
Aç olma durumu
Örnek:
Havada güzel güzel dönen bu kuşun, açlıkla, bu yılana saldıracağını hiç düşünmemiştim. M. Ş. Esendal
-
Kıtlık.
-
Aşırı istek içinde bulunma
Örnek:
İki arkadaş görülmemiş bir okuma açlığı içinde durmadan okuyordu. H. Taner
-
Hunger. starvation. dearth. famine. hollowness.
-
Hunger. famine. starvation. poverty yoksulluk.
-
Hunger. becoming hungry. starvation. famine.
-
Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet.
-
Topluluk.
-
1- Bilinçli bireylerden ve özellikle aralarında örgütleşme bağları ve karşılıklı görevler bulunan kişilerden kurulu topluluk. 2~ (Dar anlamda) Doğal eğilimlere değil, sözleşmeye dayanan, belirli ereklere ulaşmak için isteyerek kurulan, istenildiğinde dağılabilen insan topluluğu, birliği. Bir ilke üzerine kurulmuş birliktelik = ortaklaşalık (Gemeinschaft - Communaute'nin karşıtı olarak. Tönnies).
-
Society. the community. socio-.
-
Society. the community. socio-. community.
-
Community. society. social group. world.
-
Society
-
Société
-
Societas
toplumsal (nedir)
-
Toplumla ilgili, topluma ilişkin, içtimai, sosyal.
-
1-Organizmaların kümeler içinde etkileşimine ilişkin olan. 2- Toplum ya da topluluklarla ilgili, onlara ilişkin. 3- Bireyin başkalarıyla olumlu ilişkiler kurabilme yeteneğini denediği gelişme evresiyle ya da bu evredeki etkinliklerle ilgili bulunan.
-
Social. communal.
-
Common. communal. social. social sosyal.
-
Social. societal.
-
Social
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|