|
gizli celse
-
Gizli duruşma.
-
Executive session.
-
Closed session.
-
Görünmez, belli olmaz bir durumda olan, edimsel karşıtı.
-
Başkalarından saklanan, duyurulmayan, saklı kalan, mahrem, mestur
Örnek:
İki komutan arasında o gün gizli bir anlaşma yapıldığı söylentisi çıkmıştı. H. Taner
-
Niteliği anlaşılmayan, bilinmeyen.
-
Saklı olarak, saklayarak
Örnek:
Mektubu senden gizli posta kutusuna attım. M. Yesarî
-
Hidden. concealed. secret. classified. confidential. esoteric. unknown. clandestine. covert. sealed. restricted. underground. arcane. back-door. blind. closet. under cover. cryptic. cryptical. dark. disguised. furtive. hole-and-corner. hugger-mugger.
-
Clandestine. confidential. covert. cryptic. dark. inside. latent. occult. runaway. secret. sneaking. surreptitious. ulterior. undercover. underground. underhand. veiled. hidden. concealed. classified. arcane. furtive.
-
Hidden. confidential. concealed. occult. secret. secretly. arcane. a huis clos. back-door. blind. bush telegraph. cabinet. clandestine. classified. close. cryptic. crypto -. dark. esoteric. furtive. hush hush. inner. between you and me and the lamppost. l.
-
Sır
Örnek:
O gün çözer gibi olmuştu Kütahya çinilerindeki dipdiri renklerin gizini. N. Cumalı
-
Yelken gemilerinde mizana direği denilen kıç direkte eğik duran bayrak sereni.
-
Kentsoylu tiyatrosunun «iyi kurulu oyun» anlayışında, seyirciye bildirilen, ama oyun kişilerinin bilmedikleri bir şey. Bugiz oyunun çözüm kesiminde aydınlanır.
-
Gizli tutulan şey, sır.
-
Mystery. riddle. secret. gaff.
-
mystery.
-
secret
-
secret
-
Oturum
Örnek:
Celse gürültüler arasında tatil edildi. H. Taner
-
Bk. oturum
-
Session. sitting. hearing.
-
Session. hearing. sitting of the court. meeting. hearing in court.
-
Bir meclis veya kurulun çözümlenmesi gereken sorunları görüşüp tartışmak için yaptığı toplantı, celse
Örnek:
Onun adaylığı konuşulurken, kıdemli doçent olarak ben de oturuma katılmıştım. H. Taner
-
Yasama meclislerinin birleşimlerinden her biri.
-
Yargılıklarda duruşma yapılabilmesi için Başkan ve üyelerin birlikte toplanmalarının her biri. (Yargılama ve duruşmaoturumlar zinciridir).
-
Sessional. sitting. session. hearing. meeting. seance. conclave. court. diet. forum.
-
Court. hearing. session. sitting. residence. residing.
-
Session. sitting. hearing. banc. meeting.
-
Hearing, sitting of the court
-
audience
-
Adliyede, sadece izinli veya görevli olanların katılabildiği, kamuya kapalı duruşma, gizli celse.
-
Davacı ile davalının yargıç karşısında hazır bulundukları yargılama evresi, mahkeme, murafaa
Örnek:
Ortada zaptiyesiyle, hapishanesiyle, hâkimleri, duruşmaları ile devlet kuvveti vardı, karşı durulamazdı. T. Buğra
-
Sanığın üstüne atılan suçu işleyip işlemediğini saptamak üzere, yanların hazır bulundukları sırada yüzlerine karşı sözlü olarak yargılama yapılması ve yargılamayı yargı ile sonuçlandıracak işlemlerin tümü.
-
Trial. hearing. trial.
-
Hearing. trial.
-
A hearing in a lawsuit.
-
Hearing, trial
-
débats
-
), (s.) idareci, yetkili şâhıs
-
İdareci durumunda olan, yetki sahibi, icra salâhiyeti olan, kanunları yapan
-
İdareci, yönetici, hükümet
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|