|
gibi görmek
-
Regard as
-
...-e benzer
Örnek:
İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir. H. Taner
-
O anda, tam o sırada, hemen arkasından.
-
İmişçesine, benzer biçimde
Örnek:
Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir. O. S. Orhon
-
...-e yakışır biçimde.
-
Like. like. as. kind of. something like. fashion. like. such as. as. like. wise.
-
As. so as. like. such. as. such as. as if. as though. kind of. about. around.
-
Like. almost. as. such as. parkinson's law.
-
Çivi, pin, saplama
-
Erkek kedi.
-
Çivi, cıvata, pim
-
Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek
Örnek:
Merdivenin başındaki paravanın arkasında garip bir sahne gördüm. A. Gündüz
-
Anlamak, kavramak, sezmek
Örnek:
Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin. R. E. Ünaydın
-
Yanına gidip konuşmak.
-
Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek.
-
Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak
Örnek:
Hangi memlekete gitsek, resmî makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük. F. R. Atay
-
Yapmak, etmek.
-
Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak.
-
Almak.
-
See. observe. spot. view. catch sight of. get sight of. consider. wake to. waken. sight. see into. behold. experience. espy.
-
Behold. catch. distinguish. espy. experience. know. look. perceive. place. recognize. remember. see. sight. spot. square. tip. treat. view.
-
To see. to see and recognize. to spot. to recognize. to realize. to consider. to judge. to regard. to experience. to live through. to perform. to pay. to receive from another. to face (in the direction of.
-
transact
-
Saymak, olarak görmek, gibi görmek, kabul etmek
-
Dikkatle bakmak, dikkat etmek
-
İtibar etmek, saymak
-
Hürmet etmek, riayet etmek
-
Addetmek, kabul etmek
-
Dinlemek, dikkatli bakmak, dikkat etmek
-
Bakış, nazar
-
Hürmet, saygı, riayet
-
İtibar, sayma
-
Mulâhaza, fikir
-
Bakmak, göz önüne almak, dikkate almak, hesaba katmak, saymak, saygı duymak, takdir etmek, çok beğenmek, önem vermek, ait olmak, ilgili olmak
benzer(nedir ne demek)
-
Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, müşabih, mümasil
Örnek:
Baksana kız, paşaya benzer yerim var mı benim? H. Taner
-
Benzeşim.
-
Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse, dublör.
-
Bazı önemsiz ya da tehlikeli görünçlükilerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapısı ve yüzü bu oyuncuya benzeyen kimse. (Bu kimse, asıl oyuncunun yerine oynarsa oyunbenzeri, ışıkların düzenlenmesi sırasında çalışırsa ışıkbenzeri adını alır. Tehlikeli görünçlüklerdekibenzere kavgacı denir).
-
Nitelik, görünüş bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan.
-
Double, stand-in (man), twin
-
Alike. like. similar. analogous. parallel. same. analogic. analogical. approximate. conformable. congener. congenerous. connate. correlative. homologous. indistinguishable. kindred. look-alike. simulant. vicinal. like. closely. in common. of a piece.
-
Akin. alike. analogous. corresponding. double. fellow. like. match. parallel. similar. resembling. akin. analogous.
-
Analogous. like. similar. resembling.
-
Double, Doubel, Darsteller(-in)-Doubel
-
Double, doublure, "stand-in"
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|