|
gezgin satıcı
-
Belli bir satış yerinde çalışmayan, tüketicinin bulunduğu yere giderek malını satışa sunan kimse.
-
Belli bir satış yerinde çalışmayan, tüketicinin bulunduğu yere giderek malını satışa sunan kimse.
-
hawker.
-
Peddler. pedlar.
-
Street peddler. hawker. pedlar. peddlar. badger. chapman. cheap jack. crier. itinerant merchant. itinerant pedling. itinerant trader. packman. pitchman. street hawker. street trader-. trafficker. transient merchant. travelling vendor. trucker. van sa.
-
peddler
-
Gezmek, tanımak, görmek, dinlenmek amacıyla geziye çıkan (kimse), seyyah.
-
Çok gezen, çok gezi yapan kimse.
-
Voyager. wanderer. widely traveled. traveller. traveler. passenger.
-
İtinerant. peripatetic. planetary. rover. widely traveled. wandering. tourist.
-
Tourist. traveler. foot passenger. transient. sightseer. roving. wandering. moving. mobile. drifting. traveling. excursionist. itinerant. vacationer vacationist.
-
Alıcıya bir şey satan kimse
Örnek:
Gelen yolcuların çoğu bir Akbaba alıyordu satıcıdan. Y. Z. Ortaç
-
bâyi.
-
Salesperson. salesman. seller. dealer. vendor. vender. saleslady. salesclerk. saleswoman. monger. shop assistant. supplier. monger.
-
Clerk. dealer. purveyor. rep. salesman. saleswoman. seller. tradesman. vendor.
-
Resaler. seller. supplier. vendor. clerk. reseller. dealer. salesman. saleswoman. sales representative. peddler (Br pedlar. salesperson. free dealer. disposer. monger. purveyor. vendor vender.
-
trafficker
-
Belli bir yeri olmayan, gezici, gezgin.
-
Kolay taşınabilen, katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen, portatif
Örnek:
Zira muharebeden beri seyyar karyolamı hiç bırakmadım. Y. K. Karaosmanoğlu
-
gezici.
-
Mobile. portable. ambulant. ambulatory. traveling. travelling. itinerant. migratory. roving.
-
Mobile. peripatetic. planetary. habitually moving. itinerant peddler. itinerant. travelling. portable. movable.
-
İtinerant. mobile. roving. travelling.
gezmek(nedir ne demek)
-
Hava alma, hoş vakit geçirme vb. amaçlarla bir yere gitmek, seyran etmek
Örnek:
Tek başına buralarda gezdiği hâlde aradığını bulamıyordu. O. C. Kaygılı
-
Bir yerde dolaşmak, yürümek
Örnek:
Kunduralarını çıkarır, satar, yalın ayak gezerdi. S. F. Abasıyanık
-
Gitmek, başvurmak.
-
Bulunmak.
-
Bir yeri görüp incelemek.
-
Hasta ayağa kalkmak.
-
Herhangi bir biçimde gezinmek.
-
Bir yerde gezi yapmak.
-
Walk. wander. go about. hike. itinerate. travel. tour. visit. wander in. browse around. get about. jaunt. knock about. knock around. perambulate. peregrinate. promenade. range. rove.
-
Walk. wander. go about. hike. itinerate. travel. tour. visit. wander in. browse around. get about. jaunt. knock about. knock around. perambulate. peregrinate. promenade. range. rove. gad. ramble. roll.
-
To walk. to stroll. to move around. to go on a pleasure trip. to go out. to tour (a place. to walk around a place. to go. to travel. to range. to move. to hike. to roam. to cruise. to see over. to tramp. to promenade. exercise. joy ride. look round. tour.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|