|
gerekli emek zamanı
-
Emek değer kuramlarında bir malı üretmek için toplumsal olarak harcanması gereken emek süresi. krş. emek zamanı
-
Socially necessary labour time
-
Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip
Örnek:
Bize gerekli olan şey, adamakıllı bir harita, bir de kılavuz. H. E. Adıvar
-
Necessary. essential. wanted. requisite. imperative. indispensable. material. needful. obligatory. ought.
-
Due. essential. imperative. indispensable. integral. necessary. required. requisite. needed.
-
Necessary. required. needed. integral. mandatory. material. needful. positive. requisite. serviceable.
-
Bir şeyin yapılabilmesi veya olabilmesi ona bağlı olan, lazım
Örnek:
Mecnunlara Leyla gerek, bana seni gerek seni. Yunus Emre
-
İcap
Örnek:
... millî güvenlik gereklerinin ihlal edilmesi ... hâlinde belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayabilir. Anayasa
-
Kelimeleri, kelime öbeklerini, görevdeş ögeleri birleştirme, eşitlik, istenileni seçme vb. anlamlar katarak bağlayan kelime
Örnek:
Gerek baba, gerek de ana tarafından sofuluk göreneğine vâris olmadım. Y. K. Beyatlı
-
Şart (karş. koşul).
-
Requirement. necessity. requisition. need. exigence. exigency. pinch.
-
Need. occasion. requirement. necessity. necessary. needed. whether. or. prerequisite.
-
Necessary. needed. need. necessity. requirement.
-
Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü
Örnek:
Ücret emeğin karşılığıdır. Anayasa
-
Uzun ve yorucu, özenli çalışma
Örnek:
Bir darbe benim bütün o uzun emeklerimi sıfıra indirir. H. C. Yalçın
-
İnsanın bilinçli olarak belli bir amaca ulaşmak için giriştiği hem doğal ve toplumsal çerçevesini hem de kendisini değiştiren çalışma süreci, say.
-
Belli bir bedel karşılığı üretim sürecinde üretim faktörlerinden biri olarak yer alan beden ve/veya beyin gücü.
-
Uzun, yorucu ve özenli çalışma.
-
Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.
-
Labor. labour. work. exertion. pain. toil. pains.
-
Effort. labour. work. labor. endeavour. pains.
-
Labor. work. trouble. pains. effort. exertion. labour.
-
Labour, labour
-
Breathing space.
-
Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet.
-
Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, paha.
-
Yüksek ve yararlı nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan (kimse)
Örnek:
Bu kız aramaya, düşünmeye değer bir şey değildi. R. N. Güntekin
-
Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.
-
Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Neoklasik iktisada göre tüketicinin son biriminin faydasını dikkate alarak bir mala verdiği göreli önem.
-
Emek-Değer kuramına göre bir malın içerdiği emek zamanı.
-
Neoklasik ve emekdeğer kuramlarına göre iki mal arasında olması gereken değişim oranı. krş. değişimdeğeri,
-
Dışalım eşyasının Dünya Ticaret Örgütünün ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca tespit edilen bedeli.
-
Bir büyüklüğün ya da bir özelliğin bir birim cinsinden nicel tutan.
-
Yüksek nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse.
-
Bir şeyin önemini belirten ölçü, karşılık.
-
1-Bir varlığın ruhsal, toplumsal, ahlaksal ya da güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik. 2- Bir değişkenin yada bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Worth. worthy. worthy of. worthwhile. worth. value. price. worthiness. valuation. rate. amount. costliness. currency. dearness. merit. preciousness.
-
Account. cost. dignity. meaning. merit. price. significance. value. weight. worth. worthy.
-
Value. asset. assets. price. worth. valuable quality. actual value. account. cost. esteem n. merit. premium. valuation. valuta.
-
value
-
Wert
-
valeur
mal(nedir ne demek)
-
Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü
Örnek:
Mal vardı, mülk vardı. At vardı, araba vardı. Ö. Seyfettin
-
Büyükbaş hayvan
Örnek:
Boz atlar yağız değildi, artık; mallar erimiş, zayıflamıştı. N. Araz
-
Alınıp satılabilen her türlü ticaret eşyası, tüccar malı, emtia.
-
Bayağı, aşağılık, kötü kimse
Örnek:
İyi bir mal olsa buraya gönderirler miydi? R. H. Karay
-
Esrar.
-
Orospu.
-
İnsan gereksinimlerini doğrudan veya dolaylı olarak karşılama özelliğine sahip her türlü nesne.
-
Goods. merchandise. property. possessions. holding. asset. chose. commodity. hereditament. ware.
-
Asset. commodity. effects. goods. holding. livestock. merchandise. property. wares.
-
A prefix in composition denoting ill, or evil, F. male, adv., fr. malus, bad, ill.
-
In some words it has the form male-, as in malediction, malevolent.
-
See Malice.
-
Chattel. commodity. goods. livestock. merchandise. riches. wealth. property. possession. estate assets. scoundrel. bastard. piece article. manufactures. ware. supplies. consignment. produce. farm stock. asset. capital. goods and chatt.
-
Malfunction.
-
Skydiver talk for Malfunction. prefix, bad, abnormal.
-
William W Malandra, Introduction to Ancient Iranian Religion. nIII: duty, obligation; obliged.
-
Minimum Analytical Limit.
-
goods
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|