|
gerçek sayı
-
Bir eksen üzerindeki bir noktanın yerini belirlemeye yarayan sayı.
-
Gerçek sayılar kümesinin öğesi. Örnek. (
)
-
Real number
-
Nombre réel
-
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki.
-
Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat.
-
Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici.
-
Temel, başlıca, asıl
Örnek:
Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır. N. Ataç
-
Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan.
-
Yapay olmayan.
-
Doğruluk
Örnek:
Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir. B. Felek
-
Gerçeklik, realite
-
1- Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak, var olan. 2- Bilinçten bağımsız olarak var olan.
-
Doğru, dürüst.
-
Temel, başlıca, asıl doğayı yansıtan.
-
True. real. factual. original. actual. authentic. genuine. rightful. truthful. right. exact. proper. literal. bona fide. dinkum. earnest. honest-to-god. honest-to-goodness. intrinsic. pucka. pukka. sincere. sterling. straight-out. substantial. tangib.
-
Actual. authentic. effective. fact. genuine. gospel. heartfelt. intrinsic. lowdown. outright. positive. proper. real. reality. regular. sincere. substantial. tangible. true. truth. veritable. virtual.
-
Real. authentic. genuine. true. actual. actuality. true copy. dinkum. essence. fact. factual. faithful. point of fact. positive. proper. reality. right. serious. sincere. solid. straight out. tangible. truth. truthful. veracity. veritable. verity.
-
real
-
réel
-
realis
-
Sayma, ölçme, tartma vb. işlerin sonunda bulunan birimlerin kaç olduğunu bildiren söz, adet.
-
Gazete ve dergi vb. sürekli yayınların bir bütün oluşturan, değişik tarih, numara taşıyan baskılarından her biri, nüsha.
-
Bir spor karşılaşmasında karşılaşanlardan her birinin başarı derecesini tespit eden nicelik.
-
Basketbol oyununda topun sepete girmesiyle ulaşılan sonuç. Bu giriş, oyun sırasında olursa 2, serbest atıştan yapılmışsa 1 olarak kabul edilir. Oyun süresi içinde en çoksayı yapan takım yenmişsayılır.
-
Topun, kurallara uygun bir vuruşla bütünü ile kale direkleri ve kale çizgisi arasında kalan alandan geçmesi durumu.
-
Numerary. number. numeral. quantity. count. figure. score. issue. basket. button. cage. conversion. goal. point.
-
Basket. copy. count. figure. issue. number. numeral. score. volume.
-
Number. digit. count. figure. point. tale.
-
goal
-
score
-
Düz, ince, yassı taş
Örnek:
Yağmur yağar da ışılaşır sayları / Eli göçmüş de bozulaşır daylağı Halk türküsü
-
Çalışma, emek.
-
Hac ibadeti sırasında Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelme.
-
Düz, tabaka biçiminde, ince yassı taş.
-
İri, büyük kaya.
-
Arkadaş
-
Su kaynağı.
-
Elçi.
-
deem.
-
Saw.
-
Trial by sample; assay; sample; specimen; smack.
-
Tried quality; temper; proof.
-
Essay; trial; attempt.
-
To try; to assay.
-
A kind of silk or satin.
-
A delicate kind of serge, or woolen cloth.
-
To utter or express in words; to tell; to speak; to declare; as, he said many wise things.
-
To repeat; to rehearse; to recite; to pronounce; as, to say a lesson.
-
To announce as a decision or opinion; to state positively; to assert; hence, to form an opinion upon; to be sure about; to be determined in mind as to.
-
To mention or suggest as an estimate, hypothesis, or approximation; hence, to suppose; in the imperative, followed sometimes by the subjunctive; as, he had, say fifty thousand dollars; the fox had run, say ten miles.
-
To speak; to express an opinion; to make answer; to reply.
-
Work. effort.
-
Instead of.
-
Söylemek, demek, etmek (dua), okumak (dua), bildirmek, tekrarlamak, farzetmek, varsaymak
-
Demek, söylemek
-
Tekrarlamak, ezbere söylemek
-
Denilen şey, söz
-
Söz sırası
-
Hemen hemen, aşağı yukarı
-
mesela
-
B.D.,Dili Hey, bana bak ! to say nothing of göz önüne almadan
-
Bir cismi iki eşit parçaya bölen çizgi, mihver
Örnek:
Politikacıların kendilerini evrenin ekseni saymamaları gereğini anlamaları için... H. Taner
-
Üzerinde bir pozitif yön varsayılan sonsuz doğru.
-
Araba dingili.
-
1- Üzerinde bir yön belirlenmiş doğru. 2- Bir cismin parçalarının çevresinde, bakışımlı olarak düzenlediği sanal bir doğru. 3- Bir cismin, çevresinde döndüğü doğru.
-
Axial. pivotal. axis. pivot. axle. pintle. rachis. spindle.
-
Axis. pivot. axle.
-
Axis. axle. pivot.
-
axis
-
Achse
-
axe
-
Çok küçük boyutlarda işaret, benek.
-
Bazı harflerin üzerine konulan ufak işaret.
-
Yer
Örnek:
Köşkten çıktık ve bahçenin her noktasını uzun uzun durup konuşarak dolaştık. A. Haşim
-
Konu, konu ile ilgili önemli bölüm
Örnek:
Genç adam, o noktada alaka uyandırıcı bir şey keşfetmiş gibiydi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Nöbetçi bulunan yer.
-
Nöbetçi, gözcü, bekçi
Örnek:
O yokuşun başındaki küçücük karakolun her gece çıkardığı noktayı unutuyorsunuz. Ö. Seyfettin
-
Sınır, derece, radde.
-
Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.).
-
1- Uzambilgisinde tanımsız öğelerden biri. 2- Belirli bir uzayın koyutlarını gerçekleyen öğelerden her biri.
-
Pinpoint. point. dot. spot. speck. full stop. stop. full point. post. fleck. macula. particular. period. speckle. tittle.
-
Dot. period. point. respect. speck. speckle. spot. vertex. full stop. place. subject. military post. police post. isolated sentry.
-
Period. dot. point. spot. speck. full stop. place. item. pause. pitch. taint. tittle.
-
point
-
point
-
punctum
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|