|
geometri
-
Nokta, çizgi, açı, yüzey ve cisimlerin birbirleriyle ilişkilerini, ölçümlerini, özelliklerini inceleyen matematik dalı, hendese.
-
Bu konu ile ilgili olan kitap veya ders.
-
Bk. uzam bilgisi
-
1- Noktalar, çizgiler, yüzeyler ile cisimlerin özelliklerini, ölçümlerini ve aralarındaki bağıntıları inceleyen matematik dalı. 2- Orta dereceli ve yüksek okullarda öğrencilere noktalar, çizgiler, yüzeyler ile cisimlerin özellikleri, ölçümleri ve aralarındaki bağıntılar üzerinde gözlem ve uygulamalara dayalı olarak belli bilgi ve anlayışları kazandırmak amacıyle matematik kümesi içinde okutulan ders.
-
geometry.
-
Geometry. geometry hendese.
-
geometry
-
Uzayda oylumlar, yüzeyler ve çizgiler arası ilişkileri ve bunların özelliklerini inceleyen uzbilim dalı.
-
Uzayda oylumlar, yüzeyler ve çizgiler arası ilişkileri ve bunların özelliklerini inceleyen uzbilim dalı.
-
geometry
-
Geometrie
-
géométrie
-
Çok küçük boyutlarda işaret, benek.
-
Bazı harflerin üzerine konulan ufak işaret.
-
Yer
Örnek:
Köşkten çıktık ve bahçenin her noktasını uzun uzun durup konuşarak dolaştık. A. Haşim
-
Konu, konu ile ilgili önemli bölüm
Örnek:
Genç adam, o noktada alaka uyandırıcı bir şey keşfetmiş gibiydi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Nöbetçi bulunan yer.
-
Nöbetçi, gözcü, bekçi
Örnek:
O yokuşun başındaki küçücük karakolun her gece çıkardığı noktayı unutuyorsunuz. Ö. Seyfettin
-
Sınır, derece, radde.
-
Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.).
-
1- Uzambilgisinde tanımsız öğelerden biri. 2- Belirli bir uzayın koyutlarını gerçekleyen öğelerden her biri.
-
Pinpoint. point. dot. spot. speck. full stop. stop. full point. post. fleck. macula. particular. period. speckle. tittle.
-
Dot. period. point. respect. speck. speckle. spot. vertex. full stop. place. subject. military post. police post. isolated sentry.
-
Period. dot. point. spot. speck. full stop. place. item. pause. pitch. taint. tittle.
-
point
-
point
-
punctum
-
Çizilerek veya çeşitli yollarla oluşmuş iz, çizi, hat, tahril
Örnek:
Bu kâğıda üç çizgi çekti. Ö. Seyfettin
-
Yüz ve vücut hatlarının her biri
Örnek:
Gözlerinin rengi, yüzünün çizgileri, boyu bosu bile değişmiyordu. O. Rifat
-
Bir noktanın yürütülmesiyle oluşan biçim.
-
Temel
Örnek:
Ben hayatımı yeniden ve bambaşka çizgiler üzerinde kuracağım. A. İlhan
-
Bir durumdan başka bir duruma atlanan, geçilen yer, sınır.
-
Bk. satır
-
Bk. damar
-
Oyun alanını sınırlamak, belirli ölçü ve bölgeleri göstermek amacıyla yapılan ayırıcı doğru. (Genellikle kireçli su ile çizilir.)
-
Line. stripe. scratch. mark. drawing. bar. furrow. grain. groove. score. stria. wale. wheal.
-
Furrow. line. mark. score. streak. stripe. stroke.
-
Dash. line. ruling. score. streak. stripe. scratch. scar. furrow. stave. ridge. marking gauge. marking awl. bar. asymptote. hack. figure. drill. drawing. linear. reglet. drawing point. scribe block. scribe compass. scribe awl. cutting rule. scriber. strok.
-
line
-
ruling
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|