|
genel yönetim giderleri
-
İşletmenin yönetimi için zorunlu olan, ancak ne üretim ne de pazarlama ve satış işleriyle doğrudan doğruya ilgili bulunmayan işlemler için yapılan giderler.
-
General administration expenses, general expenses of management
-
Frais générales d'administration
-
Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi.
-
Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan
Örnek:
Genel bir sıralama yapmak gerekirse, denebilir ki, dünyada en iyisi mutlu, dengeli bir evliliktir. H. Taner
-
Yetkisi ve sorumluluğu çok olan.
-
Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).
-
Bir genelleme sonucunda elde edilen.
-
Cinsle, türle ilgili olan; bir türün, bir cinsin bütün nesnelerini içinde toplayan; bir nesne sınıfının bütün nesnelerini toplayan.
-
Azlık, çokluk ya da bütünlüğü belirlemeden bir sınıfta birçok bireylere (ya da her biri bölünmez bir bütün kuran bir çok öbeklere) uygun düşen.
-
Bir sınıfın bireylerinin büyük bir bölümüne uygun düşen. "Genellikle", "genel olarak" deyimleri günlük dilde de bu anlamda kullanılır. Genellikle dendiğinde kuraldışına yer var demektir. Bu anlamda genel hem tümele hem kuraldışına karşıttır.
-
General. public. broad. common. collective. across-the-board. blanket. catholic. exoteric. generic. grand. liberal. overhead. plenary. prevailing. prevalent. running. sweeping. widespread.
-
Abstract. broad. common. current. general. generic. grand. popular. prevalent. public. rife. running. sweeping. universal.
-
General. global. public. broad / adj ,. catholic. common. overall. pandemic. sweeping. universal.
-
general
-
général
-
generalis
-
Yönetme işi, çekip çevirme, idare.
-
Dümen.
-
İdâre. ~ kurulu: idâre hey'eti. ~ töresi: idâre hukuku.
-
Bir filmin çevrilişinde tutulan yol. 2- Bir yönetmenin filmi gerçekleştirirkenki çalışmalarının tümü; bu çalışmaların kendine özgü niteliği. TV
-
Bir televizyon izlencesinin gerçekleştirilmesinde tutulan yol
-
Bir yönetmenin izlenceyi gerçekleştirirkenki çalışmalarının tümü; bu çalışmaların kendine özgü niteliği.
-
direction
-
Executive. admin. administration. conduct. direction. governance. government. helm. management. rudder. ruling. steering.
-
Administration. command. control. direction. disposal. government. hand. management. regime. rule. control idare. manegement.
-
Administration. management. direction. government. oversight. regimen. rule. running. stewardship. superintendency. trusteeship.
-
1-2. Regie, Filmregie, Spielleitung, Inszenierung, 3-4. Regie, Fernsehregie, Bildführung
-
1-2. réalisation, mise en scène, 3-4. mise en scène, régie
-
Bir iş için harcanan paranın bütünü, masraf
Örnek:
Böylece temizleyici giderlerinden tasarruf ettiklerini sanırım. H. Taner
-
Binalarda ortak kullanımla ilgili atık suların merkezî kanalizasyona iletilmesini sağlayan boru hattı.
-
Gelecekte sağlanacak değerler karşılığı yapılan harcamalar.
-
Bir iktisadi karar biriminin mal ve hizmet üretmek veya tüketmek için harcadığı paranın tümü.
-
masraf.
-
Bir filmin gerçekleştirilmesi için harcanan paranın tümü. TV
-
Biz izlencenin gerçekleştirilmesi için harcanan paranın tümü.
-
Film cost (budget), costs, production costs,
-
Production costs
-
Expense. expenditure. outgoings.
-
Expenditure. expense. outgoings. outlay. expenses.
-
Outlay. expenditure. expense. cost. expired cost. outgoings.
-
expenditure
-
Filmkosten, Herstellungkosten, Produktionskosten, Aufwendungen,
-
Kosten, Produktionskosten
-
İşletmek işi.
-
Tarım, sanayi, ticaret, bankacılık vb. iş alanlarında, kâr amacıyla bir sermaye yatırılarak kurulan kurum
Örnek:
Adam, büyük bir film işletme ortaklığının sahibiydi. N. Cumalı
-
Bu kuruluşu verimli bir duruma getirip kazanç sağlama yöntemi.
-
İş yeri.
-
Bk. firma
-
Bk. dağıtım
-
Operational. operating. management. operation. workings. working. running. management. undertaking. exploitation. hoax. leg-pull. plant. keeping.
-
Operational. operating. management. operation. workings. working. running. undertaking. exploitation. hoax. leg-pull. plant. keeping. manipulation.
-
Enterprise. business. a business enterprise. operating. actuation. exploitation company. establishment. exploitation. leg pull. mercantile concern. operation. putting into operation. starting.
-
Kesin olarak gereksinim duyulan, zaruri, mecburi, ıstırari
Örnek:
Tanzimat, gecikmiş de olsa, zorunlu, kaçınılmaz bir atılımdı. N. Cumalı
-
Doğal olarak kaçınılması imkânsız olan, olumsal karşıtı.
-
Zarûrî. ~ durum,zorunluluk durumu: ıztırâr hâli.
-
Bound. bound to. coercible. compulsory. derigueur. enforced. essential. forced. imperative. imperious. incumbent. indispensable. irremissible. mandatory. necessary. obligatory. obliged. requisite. unavoidable. urgent. forcedly.
-
Compulsive. compulsory. forced. imperative. incumbent. indispensable. mandatory. necessary. obligatory. requisite. inevitable.
-
İmperative. mandatory. indispensable. obligatory. compulsory. inevitable.
-
apodictic
-
apodictique
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|