|
geçirme
-
Geçirmek işi.
-
Permeation. passing. tracing.
-
Transfer. transmission. passing. infecting. conductance. conduction. conveyance. transposition. tranfusion. permeability. farewell. giro.
-
Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak.
-
Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek
Örnek:
Kalanımızı peşine takarak Murat suyunun karşı kıyısına geçirdi. K. Bilbaşar
-
Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek.
-
Tespit etmek, yazmak, kaydetmek
Örnek:
Merkez, kadının dosyasına vefat kaydını geçirdi. R. H. Karay
-
Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak
Örnek:
Yem torbalarını hayvanların boyunlarına geçirdikten sonra arkadaşına sordu. O. C. Kaygılı
-
Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek.
-
Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak
Örnek:
Kocan için geceyi evden dışarıda geçirmek fırsatını sen kendin temin et. H. C. Yalçın
-
Giymek, giyinmek
Örnek:
Sırtına pembe, kolları tamamen çıplak bir bluz geçirmişti. S. F. Abasıyanık
-
See smb. to the door. make pass. show smb. to the door. pass. carry. transfer. transmit. see off. bash. come through. communicate. conduct. dot smb. one. extrude. fetch. get through. pass on. scarf. screw. slip. spin out. stick. swipe. take in. under.
-
Carry. conduct. have. infect. know. pass. spend. transmit. treat. undergo.
-
Migrate. to pass. to infect sb to slip on. to fit. to fix. to insert. to enter. to register. to undergo. to get over. to see sb off. to screw. to let to pass.
-
Get over
-
post
-
outstay
-
Spend, pass away, put in, work out
-
reach
-
Wile away
iş(nedir ne demek)
-
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
Örnek:
İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir. S. F. Abasıyanık
-
Bir değer yaratan emek.
-
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
-
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
-
Kamu yararına yapılan işler.
-
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
-
İş yeri
-
Bir mal veya hizmet üretmek için harcanan emek.
-
Tarım, sanayi ve hizmetler gibi çeşitli iktisadi alanlarda yürütülen etkinlikler.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek.
-
Birinden istenen hizmet veya ona verilen görev.
-
Bir kuvvetin etki noktasını devindirmesi. İş, kuvvetin yol boyunca birleşeni ile alınan yolun çarpımına ya da 'kuvvet yönleci ile yol yönlecinin sayıl çarpımına eşittir.
-
Job. working. occupational. regulation. biz. work. things to do. job. occupation. profession. business. trade. concern. affair. function. piece of work. works. working. activity. appointment. assignment. ball game. billet. calling. cause. commerce. d.
-
Act. action. affair. appointment. assignment. berth. business. commission. concern. deal. dealing. dealings. deed. duty. employment. field. function. handiwork. job. labour. matter. occupation. occupational. office. operation. position. post. profession. pursuit. service. show. situation. task. trade. transaction. undertaking. work. working. workpiece.
-
Act. business. work. job. action. affair. commerce. employment. matter. occupation. profession. service. task. trade. duty. mission. the chief problem. something worth doing. agency. term. avocation. billet. biz. boom. breeze. commercial operation. commis.
-
profession.
-
job
-
work.
-
Business, activity.
-
work
-
Arbeit
-
travail
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|