|
geçici teminat
-
İhalelere katılanların yatırmak zorunda olduğu teminat.
-
Bk. geçici güvence
-
Bid bond. provisional cover. provisional bond. caution money.
-
Artırma ve eksiltme ihalelerine katılmak isteyenlerden, yapılacak işin değerinin belli bir yüzdesi biçiminde belirlenerek güvence olarak istenilen değerli kağıtlar veya para.
-
Bid bond, preliminary guaranty, provisional bond
-
Çok sürmeyen
Örnek:
Bunu evvela gençliğe mahsus geçici bir heves zannettim. P. Safa
-
Kısa ve belli bir süre için olan, muvakkat, palyatif, kalıcı karşıtı
Örnek:
Eğer yazmaktan para ve ün gibi iki geçici kıymet ve zevk elde edemezsem acaba yazı yazar mıydım? H. E. Adıvar
-
Bulaşan, bulaşıcı.
-
Yaya, yoldan veya karşıdan karşıya geçen kimse, yolcu
Örnek:
Onları sokakta gördüğünüz zaman adi bir geçiciden farklı bulmazsınız, sanırsınız ki bir yazıcı ticarethanesine gidiyor. C. Şehabettin
-
Muvakkat. ~ yazım:muvakkat tescîl.
-
İnterlocutory. temporary. transient. provisional. pro forma. ad interim. band-aid. casual. curable. deciduous. ephemeral. extrinsic. fading. flying. fortuitous. fugacious. fugitive. impermanent. interim. jury. makeshift. momentary. palliative. passin.
-
Ephemeral. fugitive. interim. makeshift. momentary. passing. provisional. temporal. temporary. transient. transitory. short-lived. contagious. infectious.
-
Provisional. temporary. interim. tentative. ad hoc. momentary. transient. migrant. migratory. passing. infectious. fugacious. instant. occasional. ephemeral. fleeting. fortuitous. fugitive. impermanent. interlocutory. picknicky. provisory. temporal. trans.
-
Garanti, güvence
Örnek:
Ben böyle gülümseyen teminatlara hayatımda çok tesadüf ettiğim için... A. Gündüz
-
Bk. güven
-
Bk. güvence
-
inanca.
-
Time deposit.
-
Assurance. guarantee. guaranty. pledge. security. surety. warrant. deposit.
-
Caution. caution money. guarantee. assurance. guaranty. sth given / possessed in order to guarantee sth. word of assurance.
-
turnout
yatırmak(nedir ne demek)
-
Bir kimsenin bir yere yatmasını sağlamak
Örnek:
Çocuğu bir kenara yatırdım ve kadını omuzlarından tutup bir taşa dayadım. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Uyutmak
Örnek:
Gece beni en üst katta bir odada yatırdılar. Ö. Seyfettin
-
Eğmek, yatık duruma getirmek.
-
Konuk etmek.
-
Parayı, işletmek amacıyla bir yere vermek
Örnek:
Eline geçen serveti ... emlaka yatırıyordu. E. E. Talu
-
Parayı bir kuruluşa vermek, teslim etmek.
-
Bir yiyeceği korumak veya tatlandırmak amacıyla tuz, soğan, yağ vb.nde bir süre bekletmek.
-
Düzeltmek, bastırmak, yassıltmak
Örnek:
Kemal Rıfat avucunun içiyle saçlarını yatırıyor. A. İlhan
-
Bed. put to bed. credit. deposit. embark. fund. incline. instate. invest. lay down. lay low. pay into. put to sleep. repose. repose on. shelter. subscribe.
-
Lay. sink. stake.
-
To put to bed. to invest. to accomodate. to put sb in hospital. to cause sb to lie down. to lay sb / sth flat. to cause sth to lean to one side. to deposit. to lay down. to lower. to recline. to steep. to slant. to repose. to remit. place. to sway.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|