|
güzel bir dille anlatmak
-
Clothe
-
Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı.
-
İyi, hoş
Örnek:
Güzel şey canım, milletvekili olmak! Ç. Altan
-
Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran.
-
Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran.
-
Görgü kurallarına uygun olan.
-
Sakin, hoş (hava).
-
Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı.
-
Pek iyi, doğru.
-
Hoşa giden, hayranlık uyandıran, beğenilen.
-
Beautiful. pretty. nice. good-looking. shapely. handsome. fair. appealing. fine. lovely. pleasant. beauteous. bonny. comely. ducky. goluptious. good. goodly. nifty. personable. plummy. sapid. sightly. smart. sweet. swell. well. well-favored. well-fav.
-
Beautiful. pretty. nice. good-looking. shapely. handsome. fair. appealing. fine. lovely. pleasant. beauteous. bonny. comely. ducky. goluptious. good. goodly. nifty. personable. plummy. sapid. sightly. smart. sweet. swell. well. well-favored. well-fav. attractive. bracing. cherub. dreamy. elegant. enjoyable. gallant. glorious. graceful. grand. princely. stunning. winsome.
-
Beautiful. fine. good. excellent. a beauty. bonny. enchanting. favo u rable. to have a well-proportioned form. gallant. glad. goodly. jolly. lovely. picturesque. pleasant. pretty. sweet. well. wonderful.
-
Sayıların ilki.
-
Bu sayıyı gösteren 1, I rakamlarının adı.
-
Bu sayı kadar olan.
-
Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).
-
Tek.
-
Beraber.
-
Eş, aynı, bir boyda.
-
Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.
-
One. single. some. one. single. mono-. uni-. un.
-
One. single. some. mono-. uni-. un.
-
One. single. a. an. unique. sole. the same. owned in common. united. such a. only. any. certain. identical. indifferent. solitary. some. the.
-
Stands for Bureau of Internal Revenue and is in charge of collecting all internal taxes.
-
British Institute of Radiology.
anlatmak (nedir)
-
Bir konu üzerinde açıklama yapmak, açıklamada bulunmak, bilgi vermek, izah etmek
Örnek:
Gece sabaha kadar düşündüğü şeyleri babasına da anlatmak isterdi. P. Safa
-
İnandırmak, ikna etmek.
-
Söylemek, nakletmek
Örnek:
Sonra bir hikâye anlattı. A. Ş. Hisar
-
Be enunciative of. tell. describe. explain. express. report. put smth. across. communicate. explicate. narrate. recount. show forth. unload.
-
Describe. elucidate. express. narrate. recite. recount. rehearse. relate. report. tell. weave. word. to tell. to express. to narrate. to relate. to recount. to explain. to expound. to describe. to commentate.
-
To explain. to tell. to relate. communicate. define. denote. depict. explicate. express. illuminate. illustrate. narrate. recoup. render. report. represent. show. utter.
-
(f). (clothed veya clad) giydirmek; üstünü örtmek, kaplamak.
-
F. giydirmek, giysi sağlamak, sarmak, örtmek, kaplamak; bürümek, güzel bir dille anlatmak; zenginleştirmek, renklendirmek
-
Hücre.
-
Su kaynağı.
-
Bkz. kaynak.
-
Isı, ışık, kimyasal etkileşim gibi olaylar sonucu oluşan yük-süren kuvvet kaynağı.
-
Cell. cell hücre. spring. source.
-
Cell. beautiful.
-
Cell
-
Zelle, Element
-
Pile, cellule
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|