|
göstermelik kök
göstermelik (nedir)
-
Bir bütünün niteliğini anlatmak için bütünden ayrılıp verilen parça, örnek, numune, mostralık.
-
Gösterişi olan.
-
Gerekli olduğu için değil iş olsun diye yapılan.
-
Örnek olarak ayrılmış bulunan şey.
-
Sample. specimen. showpiece. for show only. not real.
-
Sample. specimen. showpiece. scenery put up before the beginning of a shallow show. only for show. non-functional.
-
Pattern
-
Bitkileri toprağa bağlayan ve onların, topraktaki besi maddelerini emmesine yarayan klorofilsiz bölüm.
-
Süsende olduğu gibi yer üstüne sap çıkaran çok yıllık yer altı gövdesi.
-
Bazı şeylerde dip bölüm.
-
Köküyle ve sapıyla çıkarılan bitkilerde tane.
-
Dip, temel, esas
Örnek:
Ta gölden başlayan tipi ve fırtına Şebben'in sıcak evini kökünden sarsıyordu. H. E. Adıvar
-
Kaynak, köken
-
Bir kimseyi bir yere bağlayan manevi temel güçlerin bütünü.
-
Kelimenin her türlü ekler çıkarıldıktan sonra kalan anlamlı bölümü: Yaptırmak kelimesinde kök, yap- bölümüdür.
-
Sazı kurmaya yarayan burgu, kulak.
-
Sap.
-
Radical. root. fang. origin. base. etymon. ground form. radical. radical word. radix. grass roots. rhizo-.
-
Radical. root. fang. origin. base. etymon. ground form. radical word. radix. grass roots. rhizo-. offshoot.
-
Root. origin. radical. root. soul. stump.
anlatmak (nedir)
-
Bir konu üzerinde açıklama yapmak, açıklamada bulunmak, bilgi vermek, izah etmek
Örnek:
Gece sabaha kadar düşündüğü şeyleri babasına da anlatmak isterdi. P. Safa
-
İnandırmak, ikna etmek.
-
Söylemek, nakletmek
Örnek:
Sonra bir hikâye anlattı. A. Ş. Hisar
-
Be enunciative of. tell. describe. explain. express. report. put smth. across. communicate. explicate. narrate. recount. show forth. unload.
-
Describe. elucidate. express. narrate. recite. recount. rehearse. relate. report. tell. weave. word. to tell. to express. to narrate. to relate. to recount. to explain. to expound. to describe. to commentate.
-
To explain. to tell. to relate. communicate. define. denote. depict. explicate. express. illuminate. illustrate. narrate. recoup. render. report. represent. show. utter.
-
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey.
-
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime
Örnek:
Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır. H. Taner
-
Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri.
-
Tane.
-
Edebiyat eserinin bir bölümü
Örnek:
Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım. R. N. Güntekin
-
Müzik eseri.
-
Benzeri, bir örneği.
-
Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz
Örnek:
Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun. K. Kamu
-
1-Yazılı bir yapıttan alınmış bir bölüm. 2 - Bir kısmı yitirilerek yalnızca bir bölümü kalmış olan yapıt.
-
Gobbet
-
Piece. bit. cut. fragment. part. component. passage. attachment. batch. cake. cantle. dribblet. driblet. fraction. item. lump. moiety. morsel. patch. portion. scrap. segment. shred. snatch. tool.
-
Article. bar. bit. cut. extract. fragment. grain. iota. item. jot. length. lump. morsel. ounce. part. particle. passage. piece. portion. quotation. section. segment. shred. snatch. text. track. unit.
-
Fragment
-
Fragment
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|