|
görmüşlük duygusu
-
Kişinin, yeni bir yaşantıyı eskiden de yaşamış olduğu yolundaki duygusu.
-
Kişinin, yeni bir yaşantıyı eskiden de yaşamış olduğu yolundaki duygusu.
-
Déjà vu.
görmüşlük (nedir)
-
Bir şeyi görmüş olma durumu.
-
Having seen before.
-
Duyularla algılama, his.
-
Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim
Örnek:
Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir. B. Felek
-
Önsezi
Örnek:
Yolunuzu değiştirmeniz lazım geldiğini de sezecek kadar bir duygum vardır. A. Gündüz
-
Ahlaki, estetik vb. şeyleri değerlendirme, onlara bağlanma yeteneği.
-
Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik
Örnek:
Bütün bu hatıraların yerini bir tek duygu, fena bir duygu, fenayım, fena oluyorum, çok fenayım duygusu kapladı. P. Safa
-
Kimi nesne, olay veya kişilerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim, his.
-
Belli bir uyaran karşısında genellikle güdü ve değerlerle ilişkili olarak belirip çoğu kez süreklilik ve tutarlılık gösteren, heyecandan daha zayıf bir uyarım biçimi.
-
Feeling. emotion. feel. sense. sensation. chord. sentiment.
-
Emotion. communion. feel. feeling. sensation. sense. sentiment.
-
Feeling. sensation. sentiment. impression. emotion. chord. feel. sense. wit.
-
Sentiment
-
İnsan, kimse, şahıs
Örnek:
Dilenciler de sayıda olduğu hâlde, yirmi otuz kişi kadardık. M. Ş. Esendal
-
Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs.
-
Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse.
-
Eş, koca
-
Erkek.
-
Çekimli eylemlerde ve adıllarda, konuşan, dinleyen, hakkında konuşulan: Geldim (geldi-m) , ben (1.kişi tekil) ; gel, geldin (geldi-n) , sen (2.kişi tekil) ; gelsin (gel-sin) , geldi, o (3.kişi tekil) ; geldik (geldi-k) , gelelim (gel-e-lim) , biz (I.kişi çoğul) ; gelin (gel-in) , geliniz (gel-in-iz) , siz (2.kişi çoğul) ; gelsinler (gel-sin-ler) , geldiler (geldi-ler) , onlar (3.kişi çoğul) vb.
-
1. Kimse, insan. 2. Sahip. 3. Koca, eş.
-
Person. individual. soul. self. head. persona. cad. poll. wallah. wight. one.
-
Bird. character. individual. life. man. people. person. self. soul.
-
Person. human being. bod. entity. individual person. lot. man. merchant. self. soul. wight.
-
Person
-
Personne
-
Kullanılmamış olan, eski karşıtı.
-
Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan.
-
En son edinilen.
-
İşe henüz başlamış.
-
O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan.
-
Tanınmayan, bilinmeyen.
-
Daha öncekilerden farklı olan.
-
Biraz önce, çok zaman geçmeden
Örnek:
Yeni tanıştığım orman uzmanları çok nazik ve kibar insanlardı. Ç. Altan
-
Fresh. green. hot. incoming. ingoing. maiden. neoteric. new. newly. novel. recent. renewed. smart. young. freshly. only just. recently. novice. kaino-. neo-.
-
Clean. crisp. fresh. further. incoming. late. new. newfangled. newly. novel. recent. young. latest. recently. just. raw. inexperienced.
-
New. fresh. latter day. modern. modernistic. neoteric. neotric. newly. novel. novitious. original. raw. recent. warm. young.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|