|
gül biçiminde renkli pencere
-
Catherine wheel
-
Bu bitkinin katmerli, genellikle kokulu olan çiçeği.
-
Gülgillerin örnek bitkisi (Rosa).
-
Gülgiller (Rosaceae) familyasından, reseptakulumu olgunlukta etlenen ve fındıksı meyveleri saran, genellikle yapraklarını döken dikenli çalılar hâlinde olan, ülkemizde 24 tür ile temsil edilen bir cins.
-
Katmerli, kokulu çiçekleri olan, pek çok türleri bulunan gülgillerin örnek bitkisi.
-
Rose. rosaceous. rose.
-
rose.
-
rose
-
rose
-
Rosa
-
With the fashion, in fashion
-
Rengi olan
Örnek:
Narın ağacı ne kadar civelek, çiçeği ne ince, kabuğu ne renklidir. R. H. Karay
-
Beyaz dışında başka rengi veya renkleri olan
Örnek:
Havaya renkli fişekler atıyordu. P. Safa
-
Neşeli, canlı, ilgi çekici
Örnek:
Aşırı renkli ve hareketli ise onu yolculukla dengeleyin, frenleyin. H. Taner
-
Kendine özgü, ilginç, çarpıcı nitelikleri olan (kimse).
-
Doğadaki renkleri olduğu gibi görüntüye aktarmayı gözeten film.
-
Colored. coloured. colorful. colourful. hued. lithochromatic. painted. staining. stirring. hued.
-
Coloured. colourful. jazzy. lurid. colored. colorful. lively. vivid.
-
Colo red. vivid. lively. amusing.
-
Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum
Örnek:
Birisi sütsüz çikolata renginde, uzun boylu, geniş omuzlu, Amerikan boksörlerine benziyordu. A. Gündüz
-
Nitelik.
-
Belirli dalga uzunluğundaki elektromıknatıs ışınımın gözün ağkatında yarattığı etkinin, merkez sinir dizgesince yorumundan doğan durum.
-
1- Duyulanmanın niteliğinde, ışığın tayfsal bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı cinsten olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir duyulanmanın belirtisi, ıralayıcı niteliği. 2- "1" de tanımlanan görsel duyulanmayı doğuran ışık uyartılarının (ışık kaynağı ya da nesne) ıralayıcı niteliği. 3- '1" ya da "2" de tanımlanan ama, siyah, gri, beyaz gibi görüler dışında kalan ve birrenksel doymuşluğu olan kırmızı, yeşil, mavi vb. görülerle sınırlanan ıralayıcı nitelik, bkz. algısalrenk, ruhfizikselrenk.
-
Colour (ABD: color)
-
Coloring. colouring. color. colour. complexion. coloring. colouring. tint. tincture. hue. flush.
-
Colour. hue. color. sort. kind. variety.
-
color.
-
colour
-
Farbe
-
couleur
-
Yapıları veya tren, vapur vb. ulaşım araçlarını aydınlatmak, havalandırmak amacıyla yapılan, çerçeve, cam, panjur, perde gibi eklentilerle daha kullanışlı bir duruma getirilen açıklık
Örnek:
Bavulu açtım, kâğıdı parçaladım, pencereden attım. R. H. Karay
-
Alıcı, gösterici, basım aygıtı gibi çeşitli aygıtlarda mercek ardında yer alan ve film üzerine açılan,pencereyi belirleyen dikdörtgen delik.
-
Window, aperture, film gate
-
window.
-
Filmfenster, Bildfenster
-
fenêtre
-
Çarkı felek
-
El yardımı ile yanlamasına atılan takla.
-
Gül biçiminde renkli pencere, çarkıfelek, ışıklar saçarak dönen fişek, yanlamasına takla
wheel
(nedir ne demek)
-
Çark etmek, döndürmek, tekerlekli bir şeyi itmek, el arabasıyla götürmek, araba ile götürmek, dönmek, yuvarlanmak, pedal çevirmek
-
tekerlek
-
Çark, dolap
-
Dümen dolabı
-
Eskiden kullanılan işkence çarkı
-
dili
-
Tekerlekler üzerinde taşımak
-
döndürmek
-
Çark gibi çevirmek
-
El arabası ile götürmek
-
Çark veya tekerlek gibi yuvarlanmak
-
dönmek
-
sürmek
-
sürülmek
-
Yuvarlanıp gitmek
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|