|
görü
-
Görme yetisi.
-
Bir yerin çevreyi görme özelliği, nezaret.
-
Dolaysız kavrama, birden kavrama.
-
Işığın, gözün ağkatmanını uyarmasıyla başlayan ve görme işlemiyle bilinçlenen dirimbilimsel süreçler dizisi.
-
(Lat. Intuitio, Intuitus < in-tueri = içini görme) : Dolaysız kavrama, birden kavrama. 1- Bir şeyin içini doğrudan doğruya görme; dolaysız kavranan doğruların bilgisi: a. (Spinoza'da) "scientia intuitiva" olarak en yüksek bilgi türü; b. Husserl'de özgörüsü, özügörüleme; öze yönelik kavrama. 2- Duyusal algının dışına çıkan görme, tinselgörüleme; bu anlamında Platon'da idea'ları görmeden başlayarak Plotinos, skolastik, gizemcilik, Cusanus (visio intellectualis) Spinoza üzerinden Alman idealizminin "anlıksalgörü"süne değin ulaşmıştır, bk. sezgi
-
Bk. görüntü
-
vision.
-
intuition
-
vision
-
Gesichtssinn
-
intuition
-
vision
-
Intuitio, Intuitus
-
Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet.
-
Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. ile oluşturulan biçimi, hayal.
-
Manzara.
-
Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal.
-
Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta.
-
Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü.
-
Bir nesnenin çeşitli noktalarından çıkan ışık ışınlarının, bir ışıksal dizgeden geçtikten sonra oluşturdukları biçim.
-
Herhangi bir nesnenin mercek, ayna gibi araçlarla oluşturulan resmi; herhangi bir nesnenin bazı ışık olayları sonucu elde edilen resmi. Sinem
-
Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıylagörüntülüğe art arda düşürülmesi sonunda devinimin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş;görüntülük üzerindeki devinimli resimler bütünü. TV
-
Almaçgörüntülüğünde, elektron demetinin oluşturduğu devinimli resimler bütünü.
-
Film ya da ÅŸerit filmde tek bir devinimi belirten resim.
-
İmage, 2-
-
frame
-
Display. image. picture. sight. view. display. outlook. semblance. spectacle.
-
İmage. look. picture. spectre. phantom. frame. vision. spector.
-
İmage. video. picture. phantom. specter. apparition. mirror image. presence. tableau.
-
image
-
blip
-
Bild
-
Bild, Schirmbild
-
image
-
Görmek işi, rüyet.
-
Göze giren ışığın doğurduğu duyumsal izlerle dış çevredeki ayrıntıların algınlanması.
-
Sight. vision. seeing.
-
Sight. vision. acuity. remark.
-
vision
-
Sehen
-
vision
-
İnsanda bulunan, bir şeyi yapabilme gücü, meleke.
-
Bellek, usa vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri, meleke.
-
Geleneksel olarak bellek, usavurma, algılama ya da imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri. a. bk. zihinyetileri.
-
Faculty. power. power meleke.
-
Large hairy humanoid creature said to live in the Himalayas.
-
Abominable snowman , yeti.
-
faculty
-
Tibette yaşadağı farz olunan korkunç kar adamı.
-
Yeti, Tibet kar adamı (Tibet)
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|