|
force land
-
İnişe zorlamak, zorunlu iniş yapmak
-
Güç, kuvvet, kudret
-
Zor, cebir şiddet, baskı, tazyik
-
Hüküm, tesir
-
Güç, kuvvet
-
Zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek
-
Tazyik etmek, sıkıstırmak
-
Zorla almak
-
Irzına geçmek
-
Suni usullerle turfanda meyva, sebze ve çiçek yetiştirmek
-
Zorlamak, mecbur etmek, sıkıştırmak, baskı yapmak, yükseltmek (fiyat), çabuklaştırmak, ırzına geçmek, serada yetiştirmek
-
Karaya çıkarmak
-
Tutup karaya getirmek (balık)
-
Durdurmak, yere indirmek
-
İsabet ettirmek, aşketmek, indirmek
-
Elde etmek, kazanmak
-
Karaya çıkmak, durmak, yere inmek
-
İsabet etmek, düşmek
-
Kara, arz
-
Toprak, yer, arsa
-
Memleket, diyar
-
Emlâk, arazi
-
Karaya çıkmak, yere inmek, düşmek, karaya ayak basmak, yenmek, kazanmak, indirmek, karaya çıkartmak, sokmak, çakmak, vurmak, yapmak
-
Force land
-
Birine bir şey yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak, zor kullanmak, mecbur etmek
Örnek:
Bir realite hissi ile değil, bir tarih hissi ile kendimizi zorluyorduk. F. R. Atay
-
Açılması, kırılması, sökülmesi gereken şeyler için güç kullanmak.
-
Üstelemek, ısrar etmek
Örnek:
Bütün köylü zorladı da, bu sefer izin alabildi. Ö. Seyfettin
-
Press-Gang smb. into doing smth. twist smb.'s arm. bludgeon. bully. clamor down. clamour down. coerce. compel. constrain. cow smb. into. cozen. drag in. drive. edge on. enforce. exact. force. impel. impose. impress. lean upon. obligate. outrage. pre.
-
Browbeat. coerce. compel. constrain. dare. enforce. force. impel. inflict. oblige. pressurize. push. steamroller. strain. tax. urge. to force. to coerce. to compel. to oblige. to strain.
-
Force. to force. to constrain. to coerce. to compell sb to do sth. to put pressure on. to try to force sth open. to compel. to thrust. to stress. to strain. to overstrain. to obligate. to straiten. to enforce. to run. to express. to push. to wrench. bring.
zorunlu(nedir ne demek)
-
Kesin olarak gereksinim duyulan, zaruri, mecburi, ıstırari
Örnek:
Tanzimat, gecikmiş de olsa, zorunlu, kaçınılmaz bir atılımdı. N. Cumalı
-
Doğal olarak kaçınılması imkânsız olan, olumsal karşıtı.
-
Zarûrî. ~ durum,zorunluluk durumu: ıztırâr hâli.
-
Bound. bound to. coercible. compulsory. derigueur. enforced. essential. forced. imperative. imperious. incumbent. indispensable. irremissible. mandatory. necessary. obligatory. obliged. requisite. unavoidable. urgent. forcedly.
-
Compulsive. compulsory. forced. imperative. incumbent. indispensable. mandatory. necessary. obligatory. requisite. inevitable.
-
İmperative. mandatory. indispensable. obligatory. compulsory. inevitable.
-
apodictic
-
apodictique
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|