|
etkin kesit
-
Bir öğeciğin gelen bir temel parçacık demetine gösterdiği etkin yüzey; bu yüzey, parçacıklar ile öğecik arasındaki etkileşimin ölçüsüdür.
-
Bir öğeciğin gelen bir temel parçacık demetine gösterdiği etkin yüzey; bu yüzey, parçacıklar ile öğecik arasındaki etkileşimin ölçüsüdür.
-
Cross section
-
Wirkungsquerschnitt
-
Section efficace
-
Hareketli, işleyen, çalışan, etkili, faal, aktif.
-
Fiilde bulunan, etkinlik gösteren, edilgin karşıtı.
-
Kimyasal tepkimelere katılma yatkınlığı gösteren (molekül, atom).
-
Tepkileşimlerdeetkinliği önde gelen.
-
1- Eylemde bulunan. 2- Etki yapan. Karşıtı bk. edilgin
-
Active. effective. forceful. operative. prepotent. ascendant. ascendent. effectual. hard-core. real.
-
Forceful. operative. active. effective aktif.
-
Active. effective.
-
active
-
Aktiv, wirksam
-
actif
-
Bir şey enlemesine veya boylamasına kesildiğinde ortaya çıkan yüzey.
-
Bir toplumun bölümü, kesim.
-
Ayırıcı özellikleriyle belirlenen süreç.
-
Bir cisim düz olarak kesildiğinde ortaya çıkan düzlemin biçimi, makta.
-
Mikroskopta incelemek üzere hazırlanmış ince doku tabakaları.
-
Cutaway. section. profile. crossing. edge.
-
Section. cross-section.
-
Cross section.
-
section
-
section
-
Gelme işini yapan (kimse veya nesne).
-
Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).
-
Coming. incoming.
-
Coming. incoming. oncoming. arriving. reaching. comer.
-
İncoming. inbound. who is coming. incident. oncoming.
temel(nedir ne demek)
-
Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü
Örnek:
Evin temelleri sökülüyor gibi sarsılıyor. H. E. Adıvar
-
Bu bölümleri yapmak için kazılan çukur.
-
En önemli, belli başlı, ana, esas, asıl, baz
-
Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler
Örnek:
Temelde sıradan bir Fransız vodviline dayanırdı oynadıkları oyun. N. Cumalı
-
1- (Genel anlamda) Bir şeyin üzerindetemellendiği, kurulduğu şey (bir evintemeli, bir kurumuntemeli vb.). 2- Tinsel nitelikte bir şeyin varsaydığı ve kendisine dayandığı ilke. (Ma tematiğintemeli, hukukuntemeli, eğitimintemeli, ahlâkıntemeli vb. Ahlâkıntemeli, bir ahlâk öğretisinde, ahlaksal doğruların kendisinden çıkarıldığı ilkedir; (ör. Epikuros'un ahlâk felsefesinde bu ilke haz'dır). 3- Bütün bir bilgiler bağlamının kendisinden çıkarılabildiği en genel ve en yalın önerme; en genel önermelerden ve en genel düşüncelerden kurulmuş bir dizge. (Ör. Tümevarımıntemeli, kendisinden biçimsel olarak olaylardan yasalara geçme hakkının çıkarılabileceği bir ilkedir.)
-
Bir şeyin gelişimi için ilk ögeler.
-
En önemli, belli başlı, ana, esas.
-
Dayanıklı.
-
Bir yapının sağlam dayanak buluncaya kadar toprak içinde aşağıya doğru uzatılan dip duvarları.
-
Basic. bread-and-butter. fundamental. primary. principal. underlying. elementary. basal. abecederian. constitutive. elemental. guiding. parent. rudimental. rudimentary. staple. working. foundation. base. basis. footing. ground. groundwork. root. back.
-
Base. basic. basis. bed. central. cornerstone. elementary. essential. footing. foundation. fundamental. ground. grounding. groundwork. keynote. leading. main. precept. primary. principal. rationale. rudimentary. rudiments. chief.
-
Basic. basis. foundation. basic principle. origin. basic fundamental. principal. chief. main. most important. footing. foot. ground work. ground. support. basement. bedding. base. bottom. essence. fabric. grounding. groundwork. leading. master. pedestal.
-
foundation
-
fondement
-
fundamentum
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|