Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > el vermek nedir, el vermek ne demek (el vermek nnd)

el vermek nedir, el vermek ne demek?

el vermek

  1. 1) yardım etmek; 2) esk. tarikatlarda mürşit, bir müride, başkalarına yol gösterme izni vermek; 3) halk hekimliği ile uğraşan kimse bilgilerini bir başkasına öğretmek; 4) kâğıt oyunlarında elde olan veya olmayan sebeplerle oyun üstünlüğünü karşı tarafa bırakmak.
  2. (en) Serve.

el   US UK (nedir ne demek)

  1. Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümüne verilen ad.
    Örnek: El var, titrer durur, el var yumuk yumuk / El var pençe olmuş, el var yumruk. Z. O. Saba
  2. Sahiplik, mülkiyet.
  3. Kez, defa.
  4. İskambil oyunlarında kâğıt atma sırası.
  5. Yönetim, baskı, etki.
  6. Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü.
  7. Aracı, vasıta.
  8. Yabancı, yakınların dışında kalan kimse
    Örnek: Kâtip benim ben kâtibin el ne karışır! Halk türküsü
  9. Ülke, yurt, il
    Örnek: Çöller, Yemen ellerinden betermiş. A. Gündüz
  10. Halk, ahali.
  11. Oba, aşiret
    Örnek: Kalktı göç eyledi Afşar elleri / Ağır ağır giden eller bizimdir. Dadaloğlu
  12. İnsan ya da maymunlarda tutma organı olarak gelişmiş, avuç içi ve parmaklardan oluşan kolun uç bölgesi.
  13. Enzimle bağlanmış immünosorbent deneyi.
  14. (en) The Semitic word for God, found alone or compounded with other terms as names of God ; often found as the theophoric element in personal and place names.
  15. (en) The European basic multiplex rate that carries 30 voice channels in a 256-bit frame transmitted at 2 048 Mbps.
  16. (en) Energy Limiting; arrester for crossarm or polemounting applications.
  17. (en) Electrical System Inoperable.
  18. (en) Elisp source code file.
  19. (en) G-D, god.
  20. (en) Pud.
  21. (en) Elisa.
  22. (en) Elixir.
  23. (en) Hand.
  24. (en) Hand-Operated.
  25. (en) Hand-Held.
  26. (en) Fist.
  27. (en) Flapper.
  28. (en) One shot.
  29. (en) Other person.
  30. (en) Hands.
  31. (en) Manual.
  32. (en) Mitt.
  33. (en) Range.
  34. (en) Round.
  35. (en) Stranger.
  36. (en) People.
  37. (en) Country.
  38. (en) Power.
  39. (en) Control.
  40. (en) Assistance.
  41. (en) Deal.
  42. (en) Possession.
  43. (en) Ownership.
  44. (en) Alien.
  45. (en) Grip.
  46. (en) Move.
  47. (en) Stock.
  48. (en) Angular distance above the horizon.
  49. (en) An electric elevated railway.
  50. (en) Elevation.
  51. (en) Energy Limiting; Cooper Power Systems' distribution class, direct-connected arrester for crossarm or polemounting applications.
  52. (en) Elevated railroad NE - born with the name of WO - woe.
  53. (en) Executive Level.
  54. (en) Short for El Producto cigars 'I contact eleven El's and macs in heaven' -- Nas.
  55. (en) East Indian.
  56. (en) The, a definite article, in Spanish.
  57. (en) Equivalent lot.
  58. (en) Powerful Unfolding Spirit expands herself from each point in each moment, like a field of flowers on a summer morning She comes from the inside of each Monad out to its peremeter, through the individual.
  59. (en) A, one, some, any.
  60. (en) The chief god of the Canaanite pantheon; variously known as the father of Baal.
  61. (fr) Main
  62. Elevated railway
  63. [el (elevated railroad) ] yol üzerindeki köprüden geçen demiryolu

vermek (nedir ne demek)

  1. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek
    Örnek: Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm. Ö. Seyfettin
  2. Bırakmak veya bağışlamak
    Örnek: Hırsımdan bazılarına bedava verdim, alın götürün, diye bağırdım. H. C. Yalçın
  3. Ondan bilmek, atfetmek
  4. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek
  5. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
    Örnek: Arabanın burnunu, en tenha kahvelerden birinin önünde, rıhtıma verdiler. A. İlhan
  6. Herhangi bir duruma yol açmak
    Örnek: Kendilerine iyi bir çalışma fırsatı verdim. Y. K. Karaosmanoğlu
  7. Eğlenceli toplantı düzenlemek, konuk çağırıp ağırlamak.
  8. Topluluk önünde sanatını göstermek, icra etmek.
  9. Verilen karşılıkla bir kimseyi söylediğine veya yaptığına pişman etmek: “İyi oldu ağzının payını verdiğim, artık bana karşı daha dikkatli olur.” -A. Ümit.
  10. (en) Bring.
  11. (en) İnsert.
  12. (en) Produce.
  13. (en) Adjudge.
  14. (en) Award.
  15. (en) Adduce.
  16. (en) Throw.
  17. (en) Charter.
  18. (en) Place.
  19. (en) Accord.
  20. (en) Allow.
  21. (en) Assign.
  22. (en) Bear.
  23. (en) Bestow.
  24. (en) Bring in.
  25. (en) Cede.
  26. (en) Come across with.
  27. (en) Confer.
  28. (en) Contribute.
  29. (en) Dedicate.
  30. (en) Deliver.
  31. (en) Deliver up.
  32. (en) Dispose of.
  33. (en) Distribute.
  34. (en) Donate.
  35. (en) Endow.
  36. (en) Extend.
  37. (en) Furnish.
  38. (en) Give.
  39. (en) Give away.
  40. (en) Give in.
  41. (en) Grant.
  42. (en) Hand.
  43. (en) Hand in.
  44. (en) Hand out.
  45. (en) Hand over.
  46. (en) Administer.
  47. (en) Attribute.
  48. (en) Concede.
  49. (en) Consign.
  50. (en) Deal.
  51. (en) Devote.
  52. (en) Dispense.
  53. (en) Emit.
  54. (en) İmpart.
  55. (en) Lend.
  56. (en) Pass.
  57. (en) Present.
  58. (en) Provide.
  59. (en) Supply.
  60. (en) Treat.
  61. (en) Vest.
  62. (en) To give.
  63. (en) To hand.
  64. (en) To pass.
  65. (en) To give sth away.
  66. (en) To concede.
  67. (en) To deliver.
  68. (en) To give in.
  69. (en) To hand sth in.
  70. (en) To provide.
  71. (en) To furnish.
  72. (en) To dispense.
  73. (en) To present.
  74. (en) To yield.
  75. (en) To bear.
  76. (en) To afford.
  77. (en) To apply.
  78. (en) To bend.
  79. (en) To donate.
  80. (en) To bestow.
  81. (en) To grant.
  82. (en) To assign.
  83. (en) To devote.
  84. (en) To sel.
  85. (en) To pay.
  86. (en) To sell.
  87. (en) To offer.
  88. (en) To attribute.
  89. (en) Just.
  90. (en) To give sth to.
  91. (en) To hand sth to.
  92. (en) To bequeath / to leave sth to.
  93. (en) To vie in marriage.
  94. (en) To produce.
  95. (en) To hold.
  96. (en) Afford.
  97. (en) Ascribe.
  98. (en) Attach.
  99. (en) Blossom.
  100. (en) Defray.
  101. (en) Deli.

yardım (nedir ne demek)

  1. Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet
    Örnek: Bu, bir ricada bulunacak, bir yardım isteyecek sandı. M. Ş. Esendal
  2. Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri.
  3. Etki
    Örnek: Otların üstünde, ağaçların yapraklarında kalan yağmur damlaları rüzgârın da yardımıyla öğleye kadar kurudu. N. Cumalı
  4. Bağış, iane.
  5. (en) Auspices.
  6. (en) Benefaction.
  7. (en) Boost.
  8. (en) Cooperate.
  9. (en) Guidance.
  10. (en) Ministration.
  11. (en) Patronage.
  12. (en) Helping hand.
  13. (en) Sustanence.
  14. (en) Aid and comfort.
  15. (en) Assist.
  16. (en) Aid.
  17. (en) Assistance.
  18. (en) Backing.
  19. (en) Backup.
  20. (en) Booster.
  21. (en) Comfort.
  22. (en) Contribution.
  23. (en) Cooperation.
  24. (en) Dole.
  25. (en) Donation.
  26. (en) Donative.
  27. (en) Favor.
  28. (en) Favour.
  29. (en) Furtherance.
  30. (en) Hand.
  31. (en) Help.
  32. (en) Helpfulness.
  33. (en) Lift.
  34. (en) Relief.
  35. (en) Rescue.
  36. (en) Shot.
  37. (en) Stand-By.
  38. (en) Succor.
  39. (en) Succour.
  40. (en) Support.
  41. (en) Sustenance.
  42. (en) Welfare.
  43. (en) Push.
  44. (en) Recourse.
  45. (en) Service.
  46. (en) Aiding.
  47. (en) Backing up.
  48. (en) Benevolence.
  49. (en) Benevolent contribution.
  50. (en) Easer.
  51. (en) Good offices / international law.
  52. (en) Helping.

etmek (nedir ne demek)

  1. Bir işi yapmak
    Örnek: Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu. H. Taner
  2. Bir durumu ortaya çıkarmak.
  3. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak.
  4. Bulmak, erişmek
    Örnek: Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi. R. H. Karay
  5. Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
  6. Vermek.
  7. Eşit değer kazanmak.
  8. Herhangi bir değerde olmak
    Örnek: Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu. Ö. Seyfettin
  9. (en) Cost.
  10. (en) Have.
  11. (en) Make.
  12. (en) Add up to.
  13. (en) Misbehave.
  14. (en) Total.
  15. (en) To deprive of.
  16. (en) To soil or wet (with feces or urine.
  17. (en) Step.
  18. (en) Say.
  19. (en) Aggregate.
  20. (en) Practice.
  21. (en) Practise.
  22. (en) Render.
  23. (en) Send.
  24. (en) Subject.
  25. (en) Take.
  26. (en) Tender.
  27. (en) To do.
  28. (en) To make.
  29. (en) To render.
  30. (en) To cost.
  31. (en) To amount to.
  32. (en) To total.
  33. (en) To be worth.
  34. (en) Amount.
  35. (en) Execute.
  36. (en) To cost roughly.

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
0.014