|
duyar bölge
-
Beden düzeyinde uyarıldığında hızlı ve güçlü tepkilere yol açan herhangi bir bölge.
-
Duygulu, duygun, duyarlı, hassas.
-
Beden üzerinde uyarıldığında hızlı ve güçlü tepkilere yol açan.
-
Film, mercek, ışıkölçer, vb. gereç ve aygıtların, kendilerine özgü işlerde iyi sonuç verebilecek nitelikte olduğunu anlatır genel terim.
-
Sensitive
-
Sensitive. sensible hassas.
-
Empfindlich
-
Sensible
-
Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka
Örnek:
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler. Anayasa
-
Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye.
-
1- Bir kentin, bilinçli bir belgeleme yöneltisinin sonucu olarak, işleyim, tarım, konut, yönetim, tecim vb. işlevleri için, düzentasarında ayrılmış alanlardan herbiri. 2 - Bir ülkenin, doğal özellikleri, nüfus yapısı, kaynakları, çıkarları açısından türdeşlik gösteren, bir bütün olarak tasarlanmasında yarar görülen bölümü.
-
Area. zone. region. district. division. section. belt. circumscription. climate. corner. department. latitude. phase. precinct. quarter. sector. sky. territory. tract. ward. parts.
-
Area. belt. country. district. latitudes. parish. place. precinct. quarter. region. section. sector. ward. zone.
-
Region. zone. area. belt. circumscription. clime. closet. denuclearize. dispensation. district. locale. precinct. section. sector. tract. ward.
-
Region, zone
-
Région, zone
-
Canlı varlıkların maddi bölümü, vücut.
-
Vücudun, baş, kol ve bacak dışında kalan bölümü, gövde
Örnek:
Yemen halkı yaz günlerinde bedenlerini serinletmek için kabuğu kaynatıp içerler. S. Birsel
-
Giysilerde ölçü.
-
Kale duvarı.
-
Body. trunk. size. form. flesh. frame. person. tabernacle.
-
Body. flesh. frame. the flesh. trunk. size.
-
The Abyssinian or Arabian ibex.
-
It is probably the wild goat of the Bible.
-
Body. trunk. size. aspect. bone. frame. physique.
-
Çabuk, seri, süratli
Örnek:
Hızlı yürüyorlar ve birbirine hiçbir lakırtı söylemiyorlardı. M. Ş. Esendal
-
Güç kullanarak, şiddetle.
-
Yüksek sesle.
-
Çabucak.
-
Uçarı, çapkın, hovarda.
-
Çabuk, sür'atli.
-
Quick. fast. rapid. speedy. snappy. high-speed. zippy. express. crash. expeditious. fastmoving. fleet. frequent. hasty. impetuous. light-footed. nippy. precipitous. presto. rakish. ready. speed. swift. winged. fast. quick-action.
-
Crash. crisp. express. fast. fleeting. meteoric. nippy. quick. rapid. speedy. swift. picking up girls readily. quickly. violently. strongly. strong. loud.
-
Quick. rapid. speedy. swift. strong. to be able to seduce the sex opposite quickly. fast working. like the devil. full out. like a house on fire. impetuous. mercurial. nippy. zippy.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|