|
dolgun ücret
-
Yüksek ve tatmin edici ücret.
-
Dolarak biçimi yuvarlaklaşmış.
-
Şişmana yakın, balıketinde
Örnek:
Dolgun karnını güçlükle taşıyan genç bir kadın gelip oturdu. B. Felek
-
Çok, bol, fazla, yüksek (ücret, para vb.)
Örnek:
İlk işi babasını memnun etmek için, ona dolgun bir maaşa geçtiğini yazmak olmuş. A. Ş. Hisar
-
Öfke, kızgınlık, kırgınlık vb. duygularla dolu
Örnek:
Müftüye karşı adamakıllı dolgundu. R. N. Güntekin
-
Birbirine uyan, uyum gösteren
Örnek:
Atasözleri, çoğu zaman dolgun kafiyelere yaslanıyorlar. B. R. Eyuboğlu
-
Fat. well-rounded. chubby. plump. goodly. buxom. succulent. lined.
-
Buxom. fat. rich. sonorous. filled. stuffed. full. plump. high. satisfactory. rich.
-
Full. filled. stuffed. plump. high. charged. loaded. heavy. saturated. replete. wad. solid. liberal. packed. chubby. fat. good. meaty. pregnant. well rounded.
-
sonorous
-
İş gücünün karşılığı olan para ve mal
Örnek:
Ücret emeğin karşılığıdır. Anayasa
-
Kiralanan veya satın alınan bir şey için ödenen para
Örnek:
Fiyatından daha yüksek bir ücretle satın aldı. P. Safa
-
Üretim faktörlerinden biri olan emeğin üretimden aldığı pay, diğer bir deyişle emek faktörünün fiyatı.
-
İşçilere üretim sürecine katılmaları karşılığında belli sürelerde yapılan ödeme. krş. maaş
-
Emek karşılığında alınan para.
-
Bk. ödemelik
-
Dues. fee. charge. terms. payment. wages. pay. wage. salary. earnings. rate. emolument. hire. honorarium. remuneration. stipend. wage rate.
-
Emolument. fee. pay. payment. rate. screw. wage. wages. cost. price.
-
Wage. fee. charge. compensation. disposable income. emolument. hire. honorarium. kickback. pay. quittance. rate. rate regulation. remuneration. reward. stipend.
-
salary
-
wage
-
cachet
-
Yapılan iş karşılığı çalışanlara ödenen para.
-
Fee, salary
-
Gage, Honorar, Lohn, Gehalt
-
Cachet, traitement, honoraires
-
Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan
Örnek:
... mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı. Ö. Seyfettin
-
Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan
Örnek:
İri kanatları ile bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor. H. Taner
-
Güçlü, etkili, şiddetli.
-
Derece veya makamı bakımından üstün.
-
Normal değerlerin üstünde olan, çok
Örnek:
Türk milletinin karakteri yüksektir. Atatürk
-
Erdemli, faziletli.
-
Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan.
-
Yukarıda, üst tarafta olan yer
Örnek:
Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu. M. Ş. Esendal
-
Elevated. exalted. high. highrise. lofty. loud. spheric. stately. superior. tall. acro-. hyper-. above. over.
-
Dominant. eminent. grand. high. lofty. noble. precipitous. rarefied. superior. tall.
-
High. eminent. great. high- level. lofty. moor. noble.
tatmin(nedir ne demek)
-
İstenen bir şeyin gerçekleşmesini sağlama, gönül doygunluğuna erme, doyum.
-
Cinsel isteklerini giderme.
-
Doygunluk.
-
Satisfaction. content.
-
Satisfaction. reassurance.
-
Satisfaction. satisfying. gratifying. gratification. contenting. content. contentment.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|