|
Bu kelime tam olarak bulunamadı, belki aşağıdaki(ler) işinize yarayabilir:
Bu kelimeyi ekleyerek katkıda bulunabilirsiniz.
dolaylı
-
Doğrudan doğruya olmayan, dolayısıyla olan, vasıtalı, bilvasıta.
-
İndirect. circuitous. mediate. constructive. oblique. remote. roundabout. secondhand.
-
İndirect. oblique. roundabout. tortuous. veiled.
-
İndirect. backhanded. circuitous. circular. inferential. mediate. roundabout. secondhand.
-
Görme organı.
-
Bazı deyimlerde, görme ve bakma.
-
İyi veya kötü nitelikler, tutkular, duygular anlatan bakış.
-
Bakış, görüş.
-
Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak
Örnek:
Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu? T. Buğra
-
Delik, boşluk
Örnek:
Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır. S. F. Abasıyanık
-
Çekmece.
-
Terazi kefesi.
-
Kartlar üzerinde açılan ve içerisine mikrofilm parçası geçirilen delik.
-
Görme organının, içinde dış dünyanın görüntüsünün oluştuğu ve bu görüntünün sinirsel uyarmalara dönüştüğü, başlangıç parçası.
-
1- Çok küçük budak. 2- Çekmece boşluğu.
-
Bk. çekmece
-
Bk. göz
-
Eye. optic. optical. ocular. orbital. ophthalmic. eye. orbit. orb. blinker. sight. cell. compartment. drawer. cubbyhole. cubby. cubicle. cuddy. eyehole. glim. optic. opto-.
-
Drawer. eye.
-
Drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another's envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.
-
aperture
-
eye
-
Auge
-
oeil
-
Masa, dolap vb. şeylerin dışarıya çekilen bölümü, göz, çekme
Örnek:
Çekmecesinden utana utana bir şişe gazoz çıkardı. T. Buğra
-
İçinde mücevher vb. değerli şeyler saklanan küçük, süslü sandık
Örnek:
Minderin köşesine annemden kalan ceviz boyalı çekmeceyi yerleştirdim. Y. K. Beyatlı
-
Gemilerin barınabilecekleri koy.
-
Bkz, denizkulağı.
-
Mobilyada bırakılan boşluk içerisinde kendi kenarları ya da çıtalar üzerinde hareket eden, üstü açık kutu.
-
Bk. çekmece
-
drawer.
-
Coffer. drawer.
-
Drawer, pigeonhole
-
Schublade
-
tiroir
-
Dolaysız, araçsız, araya başka bir şey girmeden, resen
Örnek:
Gazeteyi doğrudan doğruya kendimiz satıyoruz. R. N. Güntekin
-
downright.
-
directly.
-
Aracısız.
-
Aracısız olarak, herhangi bir aracı kullanmadan.
-
First-Hand. immediate. face-to-face. first hand. first-hand. sheer.
-
Full. directly.
dolayısıyla(nedir ne demek)
-
Bağlı olarak, doğrudan doğruya olmayarak.
-
Sebebiyle, yüzünden, ... -dan (-den) ötürü, hasebiyle, haysiyetiyle
Örnek:
Başka sebepler dolayısıyla aileye karşı koymuş bulunuyordu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
By implication. ergo. whereat. on account of. becouse of.
-
Consequently. so. because of. on account of.
-
Because of. on account of. consequently. so. accordingly. circumstantial. in consequence.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|