|
dolap
-
Genellikle tahtadan yapılmış, bölme veya çekmelerine eşya konulan kapaklı mobilya
Örnek:
Hemen aynalı dolabını açtı, en iyi çarşafını çıkararak acele giyinmeye başladı. P. Safa
-
Dönerek çalışan ve özellikle su çeken düzen.
-
Dönme dolap.
-
İstanbul bedesteninde dükkân.
-
Orta oyununda sahnede dükkân veya ev olarak kullanılan dekor.
-
Düzen, hile, manevra.
-
Filmlerin dış etkilerden korunması ve saklanmasında kullanılan, havalandırma ve yangın söndürme donanımı bulunan madenden korumalık.
-
Storage cabinet, safe, vault
-
Cupboard. cabinet. closet. wardrobe. water-wheel. cabal. cheating. cuddy. dodge. dope. doubling. flimflam. frame-up. game. hutch. imposture. intrigue. jiggery-pokery. machination. machinations. maneuver. manoeuvre. ramp. repository. ruse. sell. trap.
-
Cheat. collusion. cupboard. game. intrigue. manoeuvre. scheme. sell. subterfuge. trick. trickery. wardrobe. water wheel. plot. monkey business. fridge. refrigerator. ice-box.
-
Cabinet. cage. cupboard. locker. rotor. turbine. wardrobe. waterwheel. whim. capstan. hoist. dolly. swift. shirpool. barrel. mill wheel. machine. mill. drum. flight. gin reel. rotary. dial. anger brace. safe. closet. deception. fetch. fixup. humbug. hutch.
-
Schrank
-
Armoire (à films)
-
Genel olarak, büyük bir çoğunlukla, çoğu kez, çoğunlukla, çoklukla, ekseri, ekseriya, ekseriyetle, umumiyetle.
-
Generally. usually. normally. in general. on the whole. largely. at large. as a general rule. as a rule. by and large. exoterically. for the most part. ordinarily.
-
Commonly. generally. ordinarily. usually. in general. mostly. as a rule. more often than not umumiyetle.
-
Usually. in general. persuasive advertising. by and large. authorized capital. generally. generally speaking. mostly. normally. ordinarily. for the most part. passenger service agent. principally. quick fix. widely.
-
Salon, oda, sofa vb. büyük bir yerden ayrılmış daha küçük yer
Örnek:
Gözlerimi tabağıma eğmiş bir vaziyetteyim ama, telefon bölmesini âdeta bakmadan görüyorum. R. H. Karay
-
Büyük bir yeri, alanı küçük oda veya kısımlara ayıran ince duvar veya tahta perde
Örnek:
Vagonun birine binip bölmelerden birine yerleşti. M. Ş. Esendal
-
Kalın ağaç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrılan tomruk.
-
Gemilerin içinde, su baskını, yangın vb. durumlarda, ara kapılar kapandığında arızanın veya hasarın yayılmasını önlemek için kullanılan birbirlerinden ayrılmış yerler.
-
Cins kavramlarını tür, alt tür kavramlarına ayırma işi.
-
Dört işlemden biri, taksim.
-
Bölmek işi, ayırma, parçalama, taksim.
-
Bezlerin lopları arasındaki duvar, iki boşluğu ayıran duvar.
-
Meyvelerde mantar hiflerinde, mercanlarda, kalpte, burunda, dilde ve odalı kabuklarda görülen duvar. Perde, septum.
-
Akımsaklarda iki voltluk elektrik gücü taşıyan bölümlerden her biri.
-
Durak sistemli ahırlarda duraklar arasında bulunan, durakları birbirinden ayıran yapılar.
-
Dividing. divisional. division. partition. splitting. dividing wall. screen. curtain. screening. section. compartment. closet. bay. chamber. fraction. hatch. hatchway. repartition. septum.
-
Bay. compartment. division. partition. screen.
-
Compartment. partition. screen. splitting. divison. dividing wall. bulkhead. dividing. separation. sectioning. severing. cutting. fission. pitch. side. index. panel. component. parcellation. panelling. cell. stall. pane. cabin. resolution. niche. bo.
-
septum
-
cell
-
partition
-
septum
-
Septum, Scheidewand
-
Bateriezelle, Zelle
-
septum
-
Septum, séparatrice
-
élément
-
Septum: ayırma
-
septum
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|