|
dokunma cisimciği
-
Dokunma duygusu alan bir zarla çevrili özel sinir uçları, duygu kılları, hücreler vb. Dokunma alıcısı.
-
Tactile corpuscle, contact receptor, touch receptor
-
Corpusccule du tact, récepteur de contact
-
Dokunmak (I) işi, temas.
-
Dokunmak (II) işi.
-
Tactile. tactual. touching. contact. touch. feeling. handling. palpation. tact.
-
Contact. dab. feeling. touch.
-
Contact. touch. touching. sense of touch. tangency. strike. pat. slap. handling. impression. feel. contingency.
-
Duyularla algılama, his.
-
Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim
Örnek:
Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir. B. Felek
-
Önsezi
Örnek:
Yolunuzu değiştirmeniz lazım geldiğini de sezecek kadar bir duygum vardır. A. Gündüz
-
Ahlaki, estetik vb. şeyleri değerlendirme, onlara bağlanma yeteneği.
-
Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik
Örnek:
Bütün bu hatıraların yerini bir tek duygu, fena bir duygu, fenayım, fena oluyorum, çok fenayım duygusu kapladı. P. Safa
-
Kimi nesne, olay veya kişilerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim, his.
-
Belli bir uyaran karşısında genellikle güdü ve değerlerle ilişkili olarak belirip çoğu kez süreklilik ve tutarlılık gösteren, heyecandan daha zayıf bir uyarım biçimi.
-
Feeling. emotion. feel. sense. sensation. chord. sentiment.
-
Emotion. communion. feel. feeling. sensation. sense. sentiment.
-
Feeling. sensation. sentiment. impression. emotion. chord. feel. sense. wit.
-
Sentiment
-
Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha.
-
Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran.
-
Yüz ölçümü.
-
Bir çalışma çevresi
Örnek:
Sanat kapalı bir alan değildir; sanat eseri herkes için, bütün toplum için yaratılır. N. Ataç
-
İçinde birtakım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu varsayılan uzay parçası.
-
Bir alıcı merceğinin net bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve genişliğin bütünü.
-
Yarışmaların, karşılaşmaların ve oyunların yapıldığı yer, saha.
-
Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılan geniş yer.
-
Bir özdeğin, bir mıknatısın ya da bir elektrik yükü'nün çevresinde uyarılan kendini kuvvet etkisi ile belli eden yönleçsel, doğabilimsel nicelik.
-
Çerçevenin en üst satırından en alt satırına kadar yatay taramanın tümü.
-
1. Açık, düz yer, meydan. 2. Ova, kır, çayır. 3. Ufuk. 4. Ülke alan, fetheden, fatih.
-
Field
-
Recipient. susceptive. space. area. range. field. arena. region. sphere. ambit. compass. domain. extent. maidan. pitch. reach. realm. scope. theater. theatre. tract.
-
Area. circus. compass. course. domain. extent. field. ground. land. pitch. place. range. realm. receiver. scope. space. sphere. square. tract. space. pitch saha. airfield. clearing kayran.
-
A wolfhound.
-
Area. field. space. open space. compass. court. domain. extent. open. plaza. range. reach. scope. sphere. spread. public square. sweep. tract.
-
Halbbild, Teilbild
-
Feld
-
Demi-image, trame
-
Champ
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|