|
dizimsel sözeden dil
-
Olağan yorumundaki değer alanı sözedilen dil deyimleriyle bu deyimlere dayanan kümelerden oluşan sözeden dil.
-
Syntactic metalanguage
-
Métalangue syntaxique
-
Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ, tat alma organı
Örnek:
Ağzımı dolduran kocaman dil, kelimelere yer bırakmıyor ki... Y. Z. Ortaç
-
İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban
Örnek:
Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu. S. F. Abasıyanık
-
Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi
Örnek:
Halk dilinin günebakan ismini verdiği bu çiçek, güneşe âşıktır. H. S. Tanrıöver
-
Belli durumlara, mesleklere, konulara özgü dil.
-
Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri.
-
Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili
Örnek:
Birkaç dilim ekmek, ince bir iki dilim peynir veya dil, bazen de haşlanmış bir sebze yemeği. S. F. Abasıyanık
-
Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası.
-
Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı.
-
Gönül, yürek.
-
Ağız boşluğunda bulunan, çizgili kaslardan oluşmuş, lokmanın biçimlenmesinde, yutma, tat alma ve konuşmanın biçimlenmesinde görev alan çok hareketli bir organ, glossa, lingua.
-
Tat alma organı.
-
İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için sözcüklerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma.
-
Tutsak, esir.
-
Körfez, koy.
-
Speech. tongue. language. speech. clapper. lingo.
-
Language. neck. spit. tongue.
-
Language. tongue. promontory. point. spit. bolt of a lock. index of a balance. prominence. speech.
-
Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.
-
Dataphor Interface Language An XML format for describing user interfaces independent of the platform on which they will be realized. dilate Dx diagnosis. dual in line package: simplest type of plastic package where the I/O's are found on either side of the package.
-
Dual-In-Line Refers to component shape with two parallel rows of connection leads Syn: DIP. ate:.
-
parlance
-
Lingua Dgr.: Yun. glossa
-
Sık sık olan, olagelen, doğal, tabii, olmadık karşıtı
Örnek:
Dilimizi doğru yazmak, doğru konuşmak olağan değil, ulusal bir görevdir. T. Buğra
-
Alışılmış olan, normal
Örnek:
Mutluluğa, bolluğa alışmayacak, bunları olağan görmeyecek insan yoktur. H. E. Adıvar
-
Beklenilen durumda bulunan,olağandışılığı bulunmayan.
-
Beklenilen durumda bulunan,olağandışılığı bulunmayan.
-
Usual. regular. ordinary. normal. common. everyday. commonplace. mediocre. mundane. run-off-the-mill.
-
Frequent. mundane. natural. normal. ordinary. simple. usual. common. everyday.
-
Normal. usual. common. natural. mundane. petty. regular. run of the mill.
-
normal
-
normal
-
normal
değer(nedir ne demek)
-
Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet.
-
Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, paha.
-
Yüksek ve yararlı nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan (kimse)
Örnek:
Bu kız aramaya, düşünmeye değer bir şey değildi. R. N. Güntekin
-
Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.
-
Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Neoklasik iktisada göre tüketicinin son biriminin faydasını dikkate alarak bir mala verdiği göreli önem.
-
Emek-Değer kuramına göre bir malın içerdiği emek zamanı.
-
Neoklasik ve emekdeğer kuramlarına göre iki mal arasında olması gereken değişim oranı. krş. değişimdeğeri,
-
Dışalım eşyasının Dünya Ticaret Örgütünün ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca tespit edilen bedeli.
-
Bir büyüklüğün ya da bir özelliğin bir birim cinsinden nicel tutan.
-
Yüksek nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse.
-
Bir şeyin önemini belirten ölçü, karşılık.
-
1-Bir varlığın ruhsal, toplumsal, ahlaksal ya da güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik. 2- Bir değişkenin yada bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Worth. worthy. worthy of. worthwhile. worth. value. price. worthiness. valuation. rate. amount. costliness. currency. dearness. merit. preciousness.
-
Account. cost. dignity. meaning. merit. price. significance. value. weight. worth. worthy.
-
Value. asset. assets. price. worth. valuable quality. actual value. account. cost. esteem n. merit. premium. valuation. valuta.
-
value
-
Wert
-
valeur
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|