|
dil felsefesi
-
Dilin özü, kökeni, anlamı, yapısı üzerine araştırmalar yapan felsefe dalı.
-
Dilin özü, kökeni, anlamı, yapısı üzerine araştırmalar yapan felsefe dalı. // Dil üzerine çalışmalar eskiçağ felsefesinden beri sürmektedir. Ancak,dil felsefesini kesin olarak kuranlar Hamann, Herder ve W. v. Humboldt olmuştur.
-
Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ, tat alma organı
Örnek:
Ağzımı dolduran kocaman dil, kelimelere yer bırakmıyor ki... Y. Z. Ortaç
-
İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban
Örnek:
Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu. S. F. Abasıyanık
-
Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi
Örnek:
Halk dilinin günebakan ismini verdiği bu çiçek, güneşe âşıktır. H. S. Tanrıöver
-
Belli durumlara, mesleklere, konulara özgü dil.
-
Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri.
-
Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili
Örnek:
Birkaç dilim ekmek, ince bir iki dilim peynir veya dil, bazen de haşlanmış bir sebze yemeği. S. F. Abasıyanık
-
Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası.
-
Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı.
-
Gönül, yürek.
-
Ağız boşluğunda bulunan, çizgili kaslardan oluşmuş, lokmanın biçimlenmesinde, yutma, tat alma ve konuşmanın biçimlenmesinde görev alan çok hareketli bir organ, glossa, lingua.
-
Tat alma organı.
-
İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için sözcüklerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma.
-
Tutsak, esir.
-
Körfez, koy.
-
Speech. tongue. language. speech. clapper. lingo.
-
Language. neck. spit. tongue.
-
Language. tongue. promontory. point. spit. bolt of a lock. index of a balance. prominence. speech.
-
Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.
-
Dataphor Interface Language An XML format for describing user interfaces independent of the platform on which they will be realized. dilate Dx diagnosis. dual in line package: simplest type of plastic package where the I/O's are found on either side of the package.
-
Dual-In-Line Refers to component shape with two parallel rows of connection leads Syn: DIP. ate:.
-
parlance
-
Lingua Dgr.: Yun. glossa
-
Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması
Örnek:
Felsefe diliyle söylersek her ozan bir fenomendir, yani olgudur. N. Cumalı
-
Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler bütünü.
-
Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir çağın öğretisi.
-
Dünya görüşü
Örnek:
Yargılarınızı, felsefenizi kendinize saklayıp oyununuza tek özdeyiş katmayacaksınız. H. Taner
-
Bir konuda soyut düşünüş
-
Bk. düşünbilim
-
1- Gerçeğin (realitenin) tümünü, özdek ve yaşam ile ilgili türlü belirtileri neden, ilke ve erekler bakımından inceleme amacı taşıyan düşünce etkinliği. 2- Bilgi, kavram, inanç ve kuramların çözümlenmesi ve eleştirilmesinde açıklık arayan düşünme yöntemi. 3- Bir kimsenin kişisel davranış ve düşüncelerine kılavuzluk yapmaya yarayan toplu ve tutarlı görüş. 4- Genel olarak mantık, ahlâk, estetik, fizikötesi ve bilgi kuramı gibi dallardan oluşan geniş bilim alanı. 5- Liselerimizde okutulan vefelsefe düşünüşünün niteliği,felsefe sorunları, bilginin gelişmesi, ahlâk sorunları, sanat ilefelsefe arasındaki ilişkiler gibi konuları kapsayan ders.
-
Philosophy. thought.
-
philosophy.
-
philosophy
-
Evrenin oluşumu, ilk ve son nedenleri, aşkın düzenlilikleri araştıran bilgi dalı.
-
philosophy
-
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun, varoluş karşıtı
Örnek:
Bütün gün genç kızlar ilahiler söylemişlerdi. Ç. Altan
-
"Kendine, kendi kendini" anlamlarında birleşik kelimeler türeten bir söz.
-
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa, zübde.
-
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça.
-
Kendi, zat
Örnek:
Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme. Karacaoğlan
-
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
Örnek:
Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde. A. Gündüz
-
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm.
-
Kan bağı ile bağlı olan, üvey olmayan
Örnek:
Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı. R. N. Güntekin
-
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı.
-
Dere, çay.
-
Sulak, verimli yer.
-
1- Varlığın aslını kuran şey; temelözellik. Karşıtı bk. ilinek. 2- Bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu olgusu; bir şeyi o şey yapan, öyle oluşunu sağlayan şey; bir varlığın yapısını kuran şey. Karşıtı bk. varoluş. 3- Kalıcı, değişmez olan, gelip geçici olmayan, her zaman var olmakta olan varlık. Karşıtı: Değişen, değişmekte olan varlıklar. 4- Bir şeyin bireysel ve gerçek olan kendineözgü biçimi; kendineözgü belirtisi. 5- Fizikötesinin konusu olarak: Kendinde varlık. Karşıtı bk. görüngü. 6- İç, çekirdek. Karşıtı: dış, kabuk.
-
bkz.özetçe,öz.
-
1. Embriyo. 2. Pulpa.
-
Compact. compendious. full. genuine. german. own. whole. self. marrow. essence. cream. substance. kernel. extract. essential oil. extraction. quintessence. distillate. distillation. content. core. elixir. entity. epitome. gist. goodness. heartbeat. m.
-
Base. compendious. core. essence. essential. extract. gist. guarded. guts. kernel. marrow. meat. nucleus. pith. self. soul. spirit. substance.
-
Core. element. elementary. essence. heart. marrow. nucleus. self. substance. sum. abstract. summary. extract. plasma. medulla. pith. germ. syllabus. synopsis. category. kern. origin. digest. proper. specific. special. private. personal. privy. original. g.
-
essence
-
embryo
-
essence
-
essentia
köken(nedir ne demek)
-
Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim, sebep veya yer, menşe.
-
Soy, asıl.
-
Bir malın üretildiği veya yapıldığı, alındığı, getirildiği yer, menşe, orijin.
-
Kavun, karpuz, kabak vb. bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları.
-
Tulumbacı hortumlarının uç kısmındaki sarı maden sap.
-
Herhangi bir malın üretildiği ya da dışsatımının yapıldığı yer.
-
Radical. root. origin. basis. authorship. bedrock. beginning. birth. derivation. descent. etymon. extraction. genesis. lineage. origination. paternity. pedigree. principle. provenance. spore. spring. wellhead. wellspring. womb. seeds.
-
Beginning. cradle. derivation. extraction. fountain. mother. origin. principle. root. seed. spring. stem.
-
Origin. source. root. radical. place of origin. homeland. beginning. cradle. derivation. provenance.
-
origin
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|