|
derinlik ölçümü
-
Okyanus derinliğinin veya yüksekliğinin özel bir aletle belirlenmesi işlemi, batimetri.
-
fathom.
-
Bir şeyin dip tarafının yüzeye, ağza olan uzaklığı.
-
Bir cismin en ve boy dışındaki üçüncü boyutu.
-
Bulunulan yere göre uzakta olan yer.
-
Özüne inerek ayrıntılarıyla kavrama gücü.
-
Varlığın içi, özü
Örnek:
Ta yüreğinin derinliklerinden gelen ağlama sesi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Varlığı ortaya çıkarılamamış, kanıtlanamamış şey.
-
Yanaşık veya dağınık düzende bulunan bir birliğin en ileride olan kısmının başından, en geride bulunan kısmının sonuna kadar olan uzaklık
Örnek:
Beş, altı yüz metre derinliği olan bir topçu müfrezesini yanlayıp geçmek epeyce zormuş. A. Gündüz
-
Borsada az sayıda hisse senedinin el değiştirmesi.
-
Bir görüntünün, çekimin, görünçlüğün seyircide uyandırdığı üçboyutluluk duygusu
-
Derinlemesine görüntü düzenlemesinin yol açtığı üçboyutluluk duygusu
-
Değişik ses kaynaklarının uzay içinde yerleştirilmesinden doğan üçboyutluluk duygusu.
-
Depth (in shot, of a scene)
-
Depth. abyss. deep. deepness. perspective. profoundness. profundity.
-
Depth. deepness. profundity.
-
Depth. profoundity. fairway. profundity.
-
Tiefe
-
Profondeur (dans un plan, dans un scène, dans une image)
-
Ölçme işi.
-
Ölçülerek elde edilen sonuç.
-
Ölçümlemek sonucu, takdir.
-
En, boy, oylum, süre gibi nicelikleri kendi cinslerinden seçilmiş bir birimle karşılaştırıp kaç birim geldiğini belirtme işlemi.
-
En, boy, oylum, süre gibi nicelikleri kendi cinslerinden seçilmiş bir birimle karşılaştırıp kaç birim geldiğini belirtme işlemi.
-
Bir değişken taşıdığı özelliği belirtmek için yapılan bir işlem.
-
Measure. measurement. estimate. evaluation. indication. metage.
-
Computation. measurement. survey. measure.
-
Measurement. measure. measuring. size. scale. quantitative. geometric.
-
measurement
-
reading
-
Messung
-
mesure
-
Kıtaları birbirinden ayıran engin, açık deniz, ana deniz, umman.
-
Bk. anadeniz
-
Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz.
-
Oceanic. ocean. the deep. main. brine. drink.
-
ocean.
-
Ocean. drink. sea.
özel(nedir ne demek)
-
Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan
Örnek:
Kendisini özel olarak görmek istediğini söyledi. F. R. Atay
-
Bir kişiyi ilgilendiren veya kişiye ait olan, hususi, zatî
Örnek:
Özel bir diyeceği varmış gibi koluma girdi sokakta. N. Cumalı
-
Devlete değil, kişiye ait olan, hususi, resmî karşıtı.
-
Dikkatle değer, istisnai.
-
Her zaman görülenden, olağandan farklı.
-
1- Genelden ayrı olan; bir nesneler öbeğine ya da tek bir nesneye özgü olan. 2-(Mantıkta) Cinse karşıt olarak türle ilgili olan.
-
Special. personal. private. distinctive. particular. specific. proper. ad hoc. closet. esoteric. especial. exclusive. express. extraordinary. individual. intimate. peculiar. privy. proprietary. sole. state. very. self.
-
Distinctive. especial. exclusive. individual. intimate. particular. peculiar. personal. private. special. specific.
-
Custom. private. special. personal. exceptional. different. especial. express. own. particular. peculiar. privy. proprietary. single. specific. very.
-
special
-
spécial
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|