|
derin devlet
-
Devletin çıkarlarını gözetip kolladığı öne sürülen, göz önünde olmayan örtülü güç.
-
Dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan
Örnek:
Genç kız onun kırık dişli ağzının içindeki derin karanlığa bakıyor. Ö. Seyfettin
-
Yüzeyden içeri inen.
-
Kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan.
-
Yoğun
Örnek:
Bu büyük köşkü derin bir sessizlik kapladı. M. Ş. Esendal
-
Uzun süren
Örnek:
Bir iki derin nefesten sonra teneffüsünün ritmi düzeldi. P. Safa
-
Ayrıntıya önem verilerek hazırlanan
Örnek:
Üzerindeki tesirleri ölçmek için derin tetkikler yapmak lazımdır. F. R. Atay
-
İçten gelen.
-
Uyanılması güç, ağır (uyku).
-
Çok gelişmiş, çok ilerlemiş.
-
Yoğun.
-
Deep. profound. abstruse. fathomless. recondite. religious.
-
Deep. exquisite. extensive. profound. recondite. sound. thorough.
-
Deep. profound. bottom. depth.
-
sound
-
Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık.
-
Büyüklük, mevki.
-
Mutluluk
Örnek:
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Muhibbî
-
Talih.
-
Devletin yönetim organları
-
Sınırları belirli bir yurt ve türe düzeni içinde, ülküdeş insanların topluca ve kamu yararını sağlamak amacıyle örgütlenerek kurdukları ve benzeri topluluklarca bağımsız ve siyasal kişiliği tanınmış birlik.
-
Büyük mutluluk.
-
Kut, talih.
-
Büyük aşama, orun, mevki.
-
Toprak bütünlüğü ve siyasal örgütü olan bir ulusun oluşturduğu hukuksal varlık.
-
State. governmental. official. political. state. government. commonweal. commonwealth. the community. polity.
-
State. government.
-
Government. state. prosperity. good luck. the collectivity. commonwealth. nation. polity. power.
-
State, Commonwealth
-
Etat
-
Görme organı.
-
Bazı deyimlerde, görme ve bakma.
-
İyi veya kötü nitelikler, tutkular, duygular anlatan bakış.
-
Bakış, görüş.
-
Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak
Örnek:
Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu? T. Buğra
-
Delik, boşluk
Örnek:
Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır. S. F. Abasıyanık
-
Çekmece.
-
Terazi kefesi.
-
Kartlar üzerinde açılan ve içerisine mikrofilm parçası geçirilen delik.
-
Görme organının, içinde dış dünyanın görüntüsünün oluştuğu ve bu görüntünün sinirsel uyarmalara dönüştüğü, başlangıç parçası.
-
1- Çok küçük budak. 2- Çekmece boşluğu.
-
Bk. çekmece
-
Bk. göz
-
Eye. optic. optical. ocular. orbital. ophthalmic. eye. orbit. orb. blinker. sight. cell. compartment. drawer. cubbyhole. cubby. cubicle. cuddy. eyehole. glim. optic. opto-.
-
Drawer. eye.
-
Drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another's envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.
-
aperture
-
eye
-
Auge
-
oeil
önünde(nedir ne demek)
-
Oyun alanının seyirciye en yakın düzeyi.
-
İn front of. before. sub.
-
Before. a) in front of b) before. in sb's presence. in the presence of sb.
-
Before. pro.
-
below
-
devant
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|