|
deniz gerilemesi
-
Taban düzeyinde oluşan değişmelere bağlı olarak denizin çekilmesi ve bir bölüm sığdiplerin karaya dönüşmesi, bkz. deniz ilerlemesi.
-
Marine regression
-
régression
-
Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.
-
Bu su kütlesinin belirli bir parçası.
-
Aydaki düzlükler.
-
Geniş alan.
-
Sınırsız genişlik, çokluk, yoğunluk.
-
Yerkabuğunun çukur kesimlerini dolduran, bağlı olduğu anadenize göre daha az derin, karasal sahanlıkları daha yaygın ve karaların etkisine çokça açık tuzlu su alanları.
-
Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu, büyük su kütlesi.
-
Mec. Çok, bol.
-
Sea. naval. marine. maritime. nautical. sea. the waters. the wave. the waves. the deep. the blue. the briny. brine. drink. main. thalasso-.
-
Sea. naval. marine. maritime. nautical. the waters. the wave. the waves. the deep. the blue. the briny. brine. drink. main. thalasso-. waters.
-
Ocean. sea. beach operator. drink. fish pond. oggin. water.
-
sea
-
mer
-
Bir dokunun, bir organın bir evrim geçirmesi veya bir yapının basitleşmesi.
-
Sonuçlardan ilkelere, etkilerden sebeplere ve birleşiklerden yalınçlara doğru usa vurma işlemi.
-
Kavrama yeteneğinin giderek zayıflaması durumu.
-
Geri çekilme, ricat.
-
Gerilemek işi.
-
1- Sonuçlardan ilkelere, etkilerden nedenlere ve bileşikten yalınca doğru usavurma işlemi. 2.-Yakın geçmişle ya da yeni olaylarla ilişkili anıların azalması. 3- Gerçekliklerin ağır bastığı yetişkinler dünyasının güçlükleri karşısında, çocukluk yıllarının anılarıyle dolu bir düş dünyasına kaçış. 4- Yetişkinlerde çocukça davranışların yeniden başlaması. 5- Etkili biçimde ayırımlar yapma, yargılama ve usavurma yeteneğinin yitirilmesi.
-
regression.
-
Decline. recession. retreat. setback. regression. withdrawal.
-
Back tracking. retrogression. regression. deterioration. devolution. falling off. retrocession.
-
regression
-
Ayağın alt yüzü, aya.
-
Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı.
-
Ayakkabının alt bölümü.
-
Kaide.
-
Bir şeyin en alt bölümü.
-
Değerlendirmede en alt derece.
-
Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle.
-
Temel, temel ilke, baz.
-
Huy bakımından.
-
Yaradılıştan.
-
1- Başlangıç ya da temel sayılan yer ya da nesne. 2- Transistorun salgıcı ile toplacını ayıran kesimi.
-
Üzerine, duyarkatı oluşturan kimyasal özdek sürülmüş selüloit kuşak
-
Mıknatıslı kuşak ve mıknatıslı görüntü kuşağında, üzerine demir oksit sıvanan asetat, polivinilklorit ya da polyesterden kuşak.
-
Base, support, backing, film base, emulsion support (carrier),
-
Bedrock. sole. girder. base. basement. floor. fundament. sill. substratum. substructure.
-
Base. bed. floor. sole. underside. sole. heel. subsoil. plateau.
-
Base. cushion. sole. floor. pedestal. foundation. bed. floor. lower limit or base. base. base plane. base line. steel of good quality. bottom. basal. bedding. footing. fundament. underlying. underwork. groundwork. platform. inner botto.
-
sole
-
base
-
Tape base
-
Schichtträger, Träger, Filmträger,
-
Grundfläche, Base
-
Schichtträger, Träger, Magnetbandschichtträger
-
Base, support
-
Plante du pied
-
base
bağlı(nedir ne demek)
-
Bir bağ ile tutturulmuş olan
Örnek:
Günlerden beri bağlı duran demir, sert bir hırıltıyla denize daldı. Halikarnas Balıkçısı
-
Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste
Örnek:
Ekinlerin gürleşmesi yağmura bağlıdır, Sevincimiz üzüntümüz / Hep sana bağlı. B. Necatigil
-
Sınırlanmış, sınırlı.
-
Kapatılmış olan, kapalı.
-
Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan.
-
Sadık
Örnek:
Türkiye Cumhuriyeti Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Anayasa
-
Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, tutkun.
-
Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek).
-
mülzem.
-
İki parçanın, aracın vb. birbirine eklenmiş olma durumu.
-
Bound. tied. conditional. bonded. connected. dependent. dependant. attached. hooked. faithful. adherent. adhesive. adjective. affiliated. amenable. appurtenant. banded. cohesive. conjoint. consequent. corded. devoted. germane. incidental. laced. obse.
-
Attendant. bound. connected. dependent. devoted. faithful. inseparable. loyal. relative. reliant. subject. tied. dependent. contingent. related. connected. impotent. spellbound.
-
Ancillary. appurtenant. bound. tied. dependent on. related to. connected with. devoted. committed. adherent. affiliated. appertaining. attached. bound up in. cohesive. consequent. faithful. fixed. geared. inseparable. related. relative. subordinate. subsi.
-
coupled
-
Gekuppelt
-
accouplé
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|